2 Nisan 2013

insanoğlu..

can : anne !
anne : efendim ?
can : biliyor musun, insanlar iki kez tahta ile buluşur.
anne : nasıl ?
can :doğarken beşikte, ölürken tabut ile ..
anne : .....


10 Haziran 2012

mecburi ara...

bu arada hayat o denli hızlı geçiyor ki, zaman bilincimi kaybetmiş durumundayım..

işyerinde konumum değişti. firmaya göre terfi, bana göre ise çift kat iş oldu.

üstüne dönemin olağan yoğunlugu de eklenince, işleri ve en önemlisi kendimi

toparlıyamıyorum. umarım en kısa sürede ekibe yeni bir arkadaş bulabilirim ki,

ben kendi rayıma oturayım . bundan dolayı kısa olmasını umdugum bir ara

veriyorum .görüşmek üzere..:)

17 Mayıs 2012

aşk...

çocuğunuzun çimenler üzerinde arkadaşıyla muhabbet ettiğini görmek..

10 Mayıs 2012

çok üzgünüm..

Can’ın sınıf arkadaşlarından birinin anneannesi arasındaki diyalog :

kız : anneanne, halvet ne demek ?
aa :  güzellik yarışması kızım..

şimdi burada neye yanmalı?

- küçüçük çocuğun saatlerce dizi izlemesine mi ?
- anneannenin yalan söylemesine mi ?

bu diyalog aslında şu an ki neslin durumunu tümüyle özetliyor.
yalan dolan ve sahte bir hayat içinde yaşıyorlar. bunların sonucunu
da Can ‘ın sınıfında birebir yaşıyoruz.

çocukların tek derdi şu sıralar aşk meşk, öpüşmeler, ayrılmalar , küsmeler
ve hatta kızlar bir oğlan uğruna saçbaş kavga bile ettiler..
inanılması güç ama doğru..

Can ise aralarında çok bebek kalıyor. anlamıyor bu muhabbetleri, küsleri.
bilmiyor da zaten kavga etmeyi..

ama birkaç gün önce yaşadığımız bir olay işin ciddiyetini gösterdi.
zaten okulunu öğretmeninden dolayı değiştirmeyi düşünüyorduk, şimdi
arkadaşlarından dolayı kesinleştirdik. kendisi de o okulu istemiyor artık.

bir arkadaşıyla sataşırken ( ki sataşmak bile bir itiş kakış) eliyle yanlışlıkla
karşıdakinin kol yarasına değiyor ve hafif bir kanama oluyor. bunu gören
tüm sınıf Can ‘ üstüne çullanıyor. kimisi hakaret ediyor, kimisi vuruyor.
üstelik kolu kanayan çocuk “onun bir suçu yoktu”” demesine rağmen !!
Can sinir krizi geçiriyor. çığlığına öğretmenler odasından koşuyorlar.
ama öğretmeni bu neden oldu diye sorma gereği bile duymuyor. çocukları
derste bırakıp çay içmeye giden bir adamdan zaten daha iyi bir şey beklenemez.

bu durumu ben akşam iş dönüşü öğrendim. bağırmaktan sesi kısılmış ve
konuşacak hali bile yoktu.

şu an yazarken bile kalbim sıkışıyor ve çok üzgünüm.

sınıfın  en iyilerinden, biliyorum ki daha iyi şartlarda çok daha iyi olacaksın oğlum.
senden çok özür diliyorum.hak ettiğin eğitimi sana sağlayamadığım için,
sonsuz özür diliyorum..

bil ki seni çok ama çok seviyorum.

27 Nisan 2012

taş gibi..

maalesef yine berbat ötesi bir öğretmene düştük.
bu defa da kaba kuvvet yok ve Can da seviyor onu.
ama bana göre eğitimi sıfır. mesela en önemli
noktalardan biri olan verilen ödevleri kontrol etme gibi bir
alışkanlığı yok. dolayısıyla çocuklar da umursamıyorlar..
işte bu ders yaparsın, yapmam kavgaları bir gün çok şiddetlendi.
bana bu denli diklenmesine tahammül edemedim, epey bir
fırçaladım ve yasaklar sıralandı. anneanne tampon bölge,olaya
el koydu.ağıt figan halindeki Can beyi odasına götürüp
sakinleştirmeye çalışıyor :

aa : oğlum .. neden bu denli itiraz ediyorsun ?

can : ama anneanne, olmuyor işte, çok ders verdi. yapamadım.

aa : ama o zaman arkadaşına oyuna gitmek yerine eve gelip ders
çalışsaydın. neden şimdi yatma zamanına yakın söyledin ?

can : of anneanne, söylesem ne yazar ? ( cevaplara bakın !!)

aa : bak Can. ben bile kızıyorum artık..

can ağıt halini fazlalaştırarak acındırma dozunu artırıyor: anneanne lütfen..
ama bize o kadar çok ders veriyor ki bazen , hani olur ya çok ağır bir taş
verirler kucağına, sen de onu taşıyamazsın. işte öyle birşey..yapamıyorum
anneanne.. yapamıyorum !!

doğru söze ne denir..

26 Nisan 2012

uf olduk...

görünmez kaza denilen şey bu olsa gerek..

kuzeni ile birlikte bahçede eğlenirken bir çığlık ile

yere kapaklanması bir oldu..

sonuç : 2 kırılan ön diş.. patlayan dudaklar..

allah şükür düşen dişler süt dişleriydi ve sallanıyordu.

asıl dişlerinin önünü açtı ama acılı oldu:(








23 Nisan 2012

Anıtkabir...

ziyareti yaptık geldik. hem de günübirlik. 6 saat gidiş ..6 saat dönüş şeklinde..

ama olsun tüm bu yorgunluk işte bu görüntüler için değerdi..öyle değil mi ?

17 Nisan 2012

haftasonundan..

önce bu filme gittik.. süperdi.. konusu, görüntüleri, diyaloglar gerçekten de
çocuklar içindi. en azından şiddet ve tuhaf ürkütücü tiplemeler yoktu.
tavsiye ederim..
ama yine de algıda seçiçilik :) konu ağaçların kesilmesi, herseyin plastik olması,
havanın kirlenmesi gibi oldukça önemli konular iken benim oğlanın tepkisi
patlamış mısırların eşliğinde..:

--aa anne çocugun motoruna bak.. tek tekerlekli.. süperrr:)




havada güzel olunca vazgeçilmezimiz scooter'ımız ile birlikte Florya sahiline
gittik. önce mız mızlığı had safhada olan küçük adam ordaki taşların üstünde
yürümeye bayılınca nerdeyse İBB tesislerine kadar yürüdük.
ve sonrasında da feci bir yağmura yakalanıp döndük:(

her konuda da olduğu gibi can beyin yorumu : of anne ya.. 4 mevsim yaşıyoruz artık ..

12 Nisan 2012

erken ergenlik..


başladı sanırım..

10 Nisan 2012

dinlenmek mi.. yorulmak mı..

gerçekten şu  haftasonlarında dinleniyor muyuz, yoksa daha da mı yoruluyoruz.
henüz tam anlayamadım. 

allaha şükür yeşilin, ağaçın , parkın bol olduğu bir semtte oturuyoruz, yürüme
mesafesinde denize yakınız. ama yine de bu güzelliklerden gerçekten yararlanamıyoruz.
haftasonları istanbulun her noktası çünkü cehenneme dönüyor. arabayla çıksan
trafiğe takılıyorsun, gittiğin yerde park yeri bulamıyorsun, bulduğun yere de okkalı
bir para veriyorsun. sabahın köründe yollara dökülsen bunun anlamı da dinlenmek
olmuyor. arabasız gidiyorsun, minik beyimiz herşeye mızmızlanıyor. şehzade ya..
ayakta bir yerlere gitmek istemiyor..yakın mesafe de gitsek bu inatı beni deli
ediyor. herseyi bi yana bıraktık ve gidiceğimiz yere ulaştık diyelim, bakıyorum ki
her yer çöp içinde .. hele o çekirdek çöplerine illet oluyorum bu şehirde..etrafta
tuhaf insanlar.. hatta bir gün bi tanesi Can 'ı  sahildeki bir çay bahçesinde
uyarmıştı. köpük makinasından çıkan köpükler yemeğe uçuşuyormuş. adamın
üstüne uçmamı annem engellemişti. be adam o zaman açık hava işin ne. ininden
hiç çıkma. 

bana kalsa ben evden hiç çıkmayacağım da, sonucu bi önceki postta
dönüşüyor.  monotonluğa.. kendimi bir yana bırakıp onun en sağlıklı
şekilde eğlenmesini istiyorum.. ama bu gittikçe zorlaşıyor.. sizler ne yapıyorsunuz ?

9 Nisan 2012

monoton hayat..


işte şu sıralar hayatımızı bundan daha iyi birşey anlatamazdı..
kendince günlük plan yapmış.. anladım ki acilen başka şeyler yapmalıyım..

3 Nisan 2012

her daim..


önce doğruyu işaretlemiş..

sonra silmiş ve asıl doğru olanı seçmiş..

her daim kalbimizde.. izindeyiz..

30 Mart 2012

gizemli adaya yolculuk


oğlumu kendime benzettim.. sinema delisi olduk ikimiz de..

ikinci defa animasyon harici bir filme gittik.. ilki Berlin Kaplanı idi..

salonda en çok o eğlendi.. insanlar filme değil de onun kahkalarına

güldüler:)  bu filmden de çok zevk aldı, en önemlisi eve gelir gelmez

benzer konulardaki kitaplarını karıştırdı. filmin konusu Jules Verne'in

bir romanından alınmıştı çünkü.. en çok bayıldığım da seyrederken

sarfettiği inciler oluyor :

filmin bir sahnesinde seneler boyunca adada tek başına yaşayan
yaşlı adam, onu aramak için gelen diğerlerine çok gizemli bir şehri
gösteriyor. kayıp ülke atlantis olduğunu söylüyor..

canın yorumu : aa anne bak.. adam kendine belediye kurmuş..

29 Mart 2012

......

geçen gün trafikte alttaki görüntü takıldı gözüme :

şöyle düşündüm ...

geçmişi özlüyorum..

şimdiki zaman ile de problemim yok..

ama gelecekten çok korkuyorum..


26 Mart 2012

aşk..


oğluş ile  sinemada ele ele film izlemektir..

Gotye - Somebody That I Used To Know (feat. Kimbra)



henüz yeni keşfettim.. ama nefis..

21 Mart 2012

ah anneanne..

anneanne ile birlikte yaşamaya başladığımızdan bu yana ben anneden ziyade
büyük abla konumuna geçtim. bundan dolayı zaman zaman çıkmak zorunda
kalan annelik despotluğumu kimse ciddiye almıyor artık. mesela 3 yaşından
bu yana kendi başına uyuyan velet artık yanında biri olmadan uyumuyor.
uyumadığı gibi bunu bir tehdit haline getirmeye başladı. anneanne kıyamıyor
elbet, hemen uzanıveriyor yanına. ben de yanına uzanmasını değil de ,
bunu tehdit hline getirmesine deli oluyorum. işte burada ablalık bitiyor,
annelik başlıyor ve bağırıyorum. ama sadece  can bey' e değil,
buna fırsat veren anneanneye de :

ben  bağırıyorum: yeter artık. buna sen sebep oldun anne..bu saçmalığa izin
vermeyeceğim artık..... böyle bla bla giidyor..

arada can bağırıyor : anneanneme kızma !!

anneanne bana yalvar bakıyor: kızma ona..

ben yine : öf anne.. ne yaparsanız yapın..ama şikayet
etme o zaman, hemen uyumuyor diye..

neyse sonuç olarak anneanne torun yatmaya gidiyorlar:

can : ah anneanne..

aa : ne oldu oğlum ?

can : çok özür diliyorum senden.

aa : neden ?

can : e benim yüzümden sen de fırça yiyorsun. ama ne
yapayım seninle uyuyakaldığım zaman çok daha huzurlu oluyorum.

aa : tamam anneciğim.

biraz sonra bir hışımla son bir yorum geliyor :

can: hem anneanne, nasıl olur da o bize ne yapacağımızı söyler..

aa : neden söylemeyecekmiş ?

can : e ikimizin toplam yaşı ondan çok daha fazla. bize ne yapacağımızı
söyleyemez.. e öyle değil mi ?

aa : :)))

19 Mart 2012

karanlık ve ışık..

insanoğlu hem içe hem de dışa dönme potansiyeliyle dünyaya gelir.
karanlık da ışık da hepimizin içinde var. bu yüzden erdemleri mi
kötülükleri mi ön plana çıkaracağı kişiye ( ya da aileye, ya da topluma) kalmış.
bu gezegenin deliliği büyük ölçüde insanoğlunun kendisiyle erdemli
bir denge bulamamasından kaynaklanıyor.

kaynak : ye dua et sev - elizabeth gilbert

şu anki durumumu bundan daha iyi birşey anlatamaz sanırım.
tüm iş hayatım boyunca olması gerektiğinden fazlasıyla iyiydim.
hep çalışkan, doğrucu olmaktan öteye gitmek istemedim.
hani şu etliye sütlüye karışmayanlardan... ama şimdi
etrafımda öylesine pislikler dönüyor ki, ben de karanlık tarafa geçmek
istiyorum.. cadılık yapmak istiyorum, kötülük yapmak istiyorum.
canım yandığı kadar, can yakmak istiyorum.
ama .. ama nasıl yapılacağını bilmiyorum..kahretsin bilmiyorum..

16 Mart 2012

serbest etkinlikler..

oldum olası çocuklarını daha doğmadan hayatını planlayan, doğduktan sonra da
kurstan kursa taşıyan ebeveynlerden olmadım. olmak istemedim.. ama ara ara
sanatsal atölyelere  katılıyoruz, çünkü o müze/sanat havasını mutlaka içine çekmesini istiyorum.
ya da TEGV in çalışmalarını seviyoruz, arkadaşları ile okul dışında sağlıklı faaliyetlerde
bulunması için. sinema/tiyatro da vazgeçilmezlerimiz.. ama bunların hiçbirini  düzenli
bir süreklilik içinde yapmıyoruz. yani zorunlu olarak değil, zevkle..

ilk defa bir etkinliği zorunlu ve haftada 3 gün düzenli olarak yapmaya başladık: Aikido.
spor ile insanın çok hafiflediğini öğrenmesini istiyorum, negativ enerjiyi attığını
bilmesini..beraberinde tabii ki disiplini de getirmesini.. peki neden aikido..
hani tüm erkekler ya futbolcudur ya da basketçidir ya.. maalesef
benim can' ımın spor ile alakası yok. adamı geçen yaz Galatasaray Spor Okuluna
gönderdik. adam bir kere hocanın kucağında basket atabildi:) fubol deseniz
kaleci ile golcü arasındaki farkı bilmez, neden bu kadar çok insanın bir top
peşinde koştuğunu anlamaz:) takım ruhu mu, o da ne ?:)
önce aikido'ya da olumlu bakmadı. ama gitmeye başladıkça alıştı ve
şimdi de severek gidiyor.. bakalım ne kadar sürecek:)



14 Mart 2012

yine unutmadan...

ya hafta sonlarımız aslında çok yoğun geçiyor. ama tembelliğimden
hep arada kaynıyor gidiyor. oysa bu blog oğluma hatıra olarak
kalması için başlanmıştı... üzgünüm oğlum, şimdi ufak ufak geri geri
dönüşler ile bu durumu telafi edeyim :)



geçen hafta pazar aslında amaç  Van Gogh sergisine gezmek ve
İstanbul Modern'deki atolye çalışmasına katılmaktı. ancak işte
bu kuyruğu görünce vazgeçmek durumunda kaldık. can bey'in
hafif burun akıntısını daha şiddetli hale getirmemek için soğukta
beklemeyi göze alamadık ve bu planı başka bir güne erteledik.

ama atölye çalışmasına elbette katıldık. her ne kadar huysuzluğu
had safhada da olsa çalışmaya girdi.. bu atölye çalışmalarında en
çok sevdiğim çocukları rehber eşliğinde müzeyi gezdirmeleri
oluyor. sonrasında temaya uygun çalışmalar yapıyorlar. can bey'in
huysuzluğu daha sonrasında neşeye dönüştü allahtan..



ama bu kadar huysuzluk, çalışma insanı acıktırır da , değil mi:)


aslında Akbank'ın atolyelerine çok katılmak istiyoruz. ama bir türlü yer
bulamıyoruz.. bakalım, ona da sıra gelecek :)