2 Nisan 2008

ani kararlar..



ani kararlarımı genelde çok boğulduğum, bunaldığım, kendimi köşeye sıkıştırılmış hissettiğim zaman vermişimdir ve genelde de bu kararların sonucunda da pişman olmuşumdur. ama şu anki verdiğim ani karar sonrası kesinlikle pişman olmayacağım.

geçen hafta istifa ettim. artık dayanılacak gibi değildi. bu denli kendini beğenmiş, ama bir o kadar da kompleksli 3 insan biraraya gelmiş ve ortak olmuş. böyle bir şirkete aslında hiç girmemeliydim.yani bir firmada elemandan cok şirket sahibi varsa zaten ters gideceği baştan bellidir, değil mi ? ancak bana teklif eden ortak kişisini çok uzun zamandır tanıdığım ve birlikte çalışmışızlığımızda problem yaşamadığım için kabul etmiştim. yeni bir oluşuma düzen ve sistem getirmeye çalıştıkça ( ki beni işe alan ortağın amacı da buydu aslında) tepkiler arttı. sanki en temel isteklerim onlara angarya gibi gelmeye başladı. çünkü bu vatandaşlar atölye zihniyetinden öte gidemeyecek insanlarmış..

ben almanyada yetiştim. mezun oldugumdan itibaren 10 sene bir alman firmasında çalıştım. türkden çok almancıyımdır aslında . yani iş anlamında bu demektir ki , düzenli, sistematik, organize çalışmak zorunluluktur. hersey yazılı olmalıdır. bu sistem maalesef türk insanına ağır gelir. çünkü alışmışlardır herşeyi telefonla ya da sözle yapmaya, sonrasında bir problem çıktığında da inkar etmeye ! nasıl olsa suçlanacak ve suçlandığında da sessizce kabullenecek altında elemanları vardır. "parasızlığın gözü kör olsun" diyerek boynunu büken insanlar maalesef çoğalmaya başladı.

özellikle benim çalıştığım piyasada bu durumun çok uç noktalara geldiğini görüyorum. insanlar işsiz kalıp işe muhtaç oldukça firma sahipleri de sürekli daha fazlasını istiyor..



yaşlandığımdan mıdır, sabrım kalmadığından mıdır bilmiyorum ama ben bu saçmalıklara artık tahammül edemiyorum. artık para için bu denli stres yaşamak istemiyorum.



hatta istanbulu da artık terk etmek istiyorum. ama bunun için hangi uçtan tutup neler yapabileceğimi henüz bilmiyorum. nasıl araştırabilirim ne yapabilirim bilmiyorum..bir yerlerden başlamalıyım :) bu şehre ve içindekilerin çoğuna tahammül edemiyorum artık.



ama bu arada spora başlayacağım. geçirdiğim ameliyattan sonra 20 kg verdim. bu rakam aslında az. sporla bunu hızlandırmalıyım. yaza bikini giymek istiyorum:) ( ha tabii o zamana kadar bizi çarşafa sokmazlarsa:)

22 Mart 2008

3 çocuk meselesi....




bugün hava güzel olunca kendimizi hemen parka bahçeye attık...
bu kalabalığın arasında bir anne ve çocukları dikkatimi çekti ve hemen aklıma 2 konu geldi.
birincisi çok sevgili başbakanımızın ünlü cümlesi " 3 çocuk yapın."
ikincisi ise şu sıralar bloglararasında kapmanya olarak devam eden "çocuk istismarı" konusu.
bu iki konu birbirine tamamen zıt olmasına rağmen bu anne ve çocuklarını anlatıyordu.

çocuklar 8 yaşlarında bir erkek,6 yaşlarında bir kız ve 1,5 yaşlarında bir erkek çocuk, anne ise en fazla 30 yaşlarında. alışveriş yapmışlar, ellerinde 4-5 tane oldukça ağır gözüken poşet. poşetleri 2 büyük çocuk taşıyor, daha doğrusu taşımaya çalışıyordu . anne hemen kendini bir banka attı ve bir sigara yaktı. 2 büyük, küçüğü de yanlarına alıp birkaç kez kaydılar ve anneden ilk çığlıklarını yediler " çocuğa dikkat edin" . ancak 4-5 kez kayabildiler. ikinci çığlığı yediler " tamam, hadi yeter eve gidiyoruz".. çocuklar yalvarıyor, o ise dişlerini sıkarak ve her an onlara vuracakmış gibi söyleniyordu.. sonunda çocuklar en küçüğü annenin yanına bırakıp bir kaç kez daha kayabildi. küçük ise diğer oyun aletlerinin yanına gitmek istedi. anne izin vermedi. çocuk ağlamaya başlayınca kolundan tuttuğu gibi yerde sürükleyip sertçe banka oturttu. o minnacık bebek anlayacakmış gibi onu resmen fırçaladı ve hatta vurmak için elini kaldırdı. içim cız etti. o esnada abla ve abi geldi . anne yine o ağır poşetleri onların eline tutuşturdu ve gittiler.

kaldıkları 15 dakika için anne bir kere bile gülümsemedi. çocuklarının o keyifli hallerini görmedi bile. onun aklı allah bilir nerdeydi. inanılmaz bi bıkkınlık vardı halinde..ay sonunu nasl getireceğini düşüüyordu belki de o an ... işte o zaman sevgili başbakanımızın tavsiyesi geldi aklıma .halkımızın çoğunluğunun maddi durumu ortada iken ne akla hizmet böyle birşey söyleyebilirdi bir insan ki. ama en önemlisi bakamayacakları halde neden bu çocukları dünyaya getirir bu insanlar ?? nedir bu çocukların günahı?? onlar çaresizdirler, tepki bile vermezler,ezilirler, iyi bir eğitim alamazlar ve eni konu mutsuz, etrafına düşman, çocukluğunun intikamını diğer insanlardan çıkarmaya çalışan saygısız bireyler olarak yetişmeye başlarlar.
bunları düşünürken aslıberry'nin sayfasında çocuk istismarı konusunu yazdığı yazısında okuduğum bir cümle geldi aklıma.
Dünya Sağlık Örgütü çocuk istismarını şöyle tanımlıyormuş :
"Çocuğun sağlığını, fiziksel ve psikososyal gelişimini olumsuz etkileyen, bir yetişkin, toplum ya da devlet tarafından bilerek ya da bilmeyerek yapılan tüm davranışlar çocuğa kötü muameledir."*
işte bu düşüncesizliği yapan anne baba da burda bahsedilen gelişimi sizce olumsuz etkilemiyor mu ? bu durumda bu anne ve baba suçlu olmuyor mu ?

belki bunu genellememek gerek. belki de bu anne'nin ruh hali sadece bu güne özgüydü ve bambaşka bir sebepten dolayı bu haldeydi.
ama etrafımda bu halde olan, mutsuz, uyumsuz, saygısız insan sayısının inanılmaz derece hızlı artttığını da görüyorum. en önemlisi de SAYGI. bunu kaybediyoruz. bu beni çok üzüyor, endişelendiriyor. sadece bir çocuğum olduğu halde onun geleceğini en iyi ne şekilde nasıl garanti altına alabilirim diye dertlenirken, insanların bu konuda bu denli rahat olmaları ve bu insanların yetiştirdikleri neslin yaşayacağı Türkiye beni çok endişelendiriyor..

19 Mart 2008

anne neden ...?




en büyük korkumdu "neden" ile başlayan şu ünlü cümleler :)
korktuğum başıma geldi:)
artık sabah gözlerini açar açmaz başlıyor akşam uyuyana kadar. her cümlesinin başı "neden?" ..
örnek :
sabah evden çıkmak için hazırlanıyoruz. her zamanki gibi oyalanıyor..
"anneciğim hızlan biraz . aşağıda taksi bekliyor."
"neden taksi bekliyor anne?"
"bugün arabayı baba aldı."
"neden arabayi baba aldı ?"
"işi varmış."
"neden işi varmış?"
"bilmiyorum söylemedi."
"neden söylemedi?"
"bilmiyorum annem. haddiiiii"
"neden bilmiyorsun anne ?"
" aaaaaaaaaaaaaaaaaaa" diyerek ( tabii ki içinden) dişini sıkan bir anne ve aslında ne yaptığını cin gibi bilen ve kıs kıs gülen bir oğul en sonunda merdivenlerden aşağıya iner.
okuduğumuz tüm eğitim ve çocuk kitaplarında bu dönemde sabırla cevap vermemiz gerektiği yazar. ben de dua ediyorum.. allahım bana sabır ver diye :)
not : çantamız ve onu tutuşumuz nasıl ama :) bu çantamızı anneannemiz özel olarak beyimiz için dikti. her sabah üşenmeyip bunun içine oyuncak doldurup yuvaya götürüyoruz ve akşam da geri getiriyoruz.

16 Mart 2008

bu çocuk beni öldürecek...







bu görüntülerden 10 dakika sonra hayatımın en kötü 1,5 dakikasını geçireceğimi tahmin bile edemezdim.
hava güzel olduğu zaman genelde gittiğimiz yere yani florya sahiline gittik. babamız yine olmayınca anneanne ve mimit teyzemizi de alıp şöyle denize karşı bir keyif yapalım dedim. geçen haftaki hastalık halimizi üstümüzden atmalıydık:) trafiğe ve o heryerde oluşan inanılmaz kalabalığa rağmen gayet güzel vakit geçirdik. çocuk oyun parkından ve ordaki öğretmenlerinden dolayı her zaman gittiğimiz Ziya' da yemek yedik . tam hesap öderken hayatımın şokunu yaşadım. çünkü can kayboldu !!! saniyeler içinde oldu. . koca 3 insan bir çocuğa sahip çıkamadık!!
o yanımda durup cebimdeki fotograf makinasını almaya çalışırken ben de bahşiş için bozuk para arıyordum. ne olduysa işte o anda oldu. bir anda gözümüz önünden yokoluverdi. üçümüz panik içinde ona seslenirken ne gariptir ki kimse de ne oldu diye sormadı !! herkes -özellikle de güvenlik görevlisi konumunda dolaşan tuhaf insanlar- bön bön baktı. o anki hislerimi tarif bile edemem. resmen nefesim kesildi. panik oldum, ne yapacağımı şaşırdım. o 1-1,5 dakika içinde en kötü senaryoları gördüm. kalabalıktan biri oğlumun kolundan tutup götürdümü acaba diye paniklerken birden bire benim canavar çıkıverdi ortaya. adam yan masadaki ablanın peşine takılıp lokanta içinde gezmeye gitmiş. onu gördüğümde onu cidden sarstım. o anda bana yaşattığı korkunç dakika için aslında daha fazlasını yapmalıydım ama benim bu tepkime alışık olmadığı için o da çok üzüldü.
bu arada Ziya da benim için bitti. onların bu duyarsızlığı beni çok rahatsız etti. küçücük bir çocuk kayboldu ve adamlar gelip de nasıl yardımcı olabiliriz diye sormadılar bile. demek ki heryerde olduğu gibi burda da pek insan değerimiz kalmamış.