insanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Eylül 2009

yine mi...

96 senesindeki selden 2 dakika arayla kurtulan biri
olarak bugün olanları dehşetle izledim. o gün tam
havalimanı kavşağındaki köprüden aşağı indiğim an
suyun gelişini gördüm. altımdaki yol, yol olmaktan çıkmış
kahverengi bir amazon nehrine dönmüştü resmen.

bugünkü olayda ise eşim kılpayı kurtuldu her sabah
gittiği bu yoldan. aylardır ilk defa bir seyahate çıktığı için..

allah korudu bizi.. sanki..

görüntüler gerçekten de çok feci, gözlerim yaş
içinde izledim. o taraftaki bir çok tekstil firmasını
biliyorum. özellikle de 7 bayanın öldüğü firmayı
çok iyi tanıyorum. çalıştığım dönemde sık sık
ziyaret ettiğim bir firmaydı. o bahçede kapının önünde
insanların göz göre ölmesi ve hiç kimsenin çıkıp
da o kapıyı açmaya çalışmaması korkunç bir durum.

ya o yağma görüntüleri :((((

peki suçlu kim ?

çok basit... istanbullu.. imiş.. sevgili belediye başkanımıza göre...

yaptıkları en güzel şey, başkalarını suçlamak..

nasıl olsa biz milletçe çabuk unutuyoruz...

allah geriye kalanlara yardımcı olsun...

çünkü şu an yine yağmur yağıyor:((((

4 Eylül 2009

nasıl yani ??

dün haberlerde bilge köyünden 5 çocuk artık darüşşafaka'da

okuyacak diye bir habere denk geldim..

çocukların traşları yapılmış, okul formaları giydirilmiş,

resmen gösteriye çıkarılmış gibi basın toplantısı yapılıyordu.

tamam, yaptıkları çok güzel, ama bu kadar da gözüne gözüne

haber de yapılmaz ki... o çocukların bu denli gözünde olması

doğru değil bence.. bizim densiz milletimiz her fırsatta onlara

bu olayları hatırlatacaklardır, garip garip sorular soracaklardır. üstelik

bu kadar çok özel lise varken, sadece 5 tanesine mi sahip çıkabildiler ?

peki diğerleri ?



ama en çok da şu cümle beni çoook sinirlendirdi. yetkili kişi dedi ki :

" bu 5 çocuğumuz artık bizim çocuklarımız. onları her şekilde

sahip çıkacağız. ancak ebeveynleri ikna etmek biraz zor oldu.

hatta çocuklar haftasonlarını bu ebeveynlerin yanında geçirdiler.

şu an tüm problemler çöözülmüş oldu."



NASIL YANİ !!! şimdi kendini bilmez bir insan müsveddesi

ebeveyn nasıl kendi çoğunun hakkı olarak gördüğü eğitim hakkını,

başka bir çocuktan esirgemek ister ?? üstelik bu çocuklar

küçüçük yaşlarında bu denli acı yaşadıkları halde, onlara nasıl

köstek olursun ???



böyle zamanlarda insanlığımdan utanıyorum.

allahım bizi, çocuklarımızı doğru ve iyi niyetli insanlarla karşılaştır.

28 Ağustos 2009

kaynana ... :)



bugün bir mağazada önümde "yaşlıca" iki kadın yürüyordu..

ister istemez konuşmalarına tanık oldum...

1. kadın : buraya neden geldik cicim ?

2.kadın : e gelin bana pyjama almış. ona bakacağım.

1. kadın : nasıl ? nesine bakacaksın ?

2. kadın : fiyatına tabii ki.. bakalım bu gelin kişisi bana kaç

liralık pyjamayı layık görmüş...

ben : ???!!! ::))))


valla aynen böyleydi.. kulaklarıma inanamadım:)

allah o geline sabır versin..


bu arada kaynana resimleri ararken şu kitaba denk geldim.

eğlenceli bir şeye benziyor. benimki, biz evlendikten bir

ay sonra vefat ettiği için bu gelin kaynana durumunu pek

yaşamadım.
ama yaşayanların maceralarını okuyorum. mesela sevgili

prima rima nın :) işine yarar mı acep?:)

15 Ağustos 2009

sakın dökmeyin !!

bu konuyu geçen gün sevgili tibetin annesi nde okuyunca bir süre önce
NTV de seyrettiğim bir belgesel geldi aklıma. bizim evde nerdeyse hiç
kızartma yapılmadığından aslında üstüme alınmamıştım. ancak firma
sahibinin anlattıkları çok anlamlıydı :



" biz türkler maalesef bu konuda çok tembeliz. atık yağı bir kavanoza


dökmek yerine lavaboya dökmek kolaylarına geliyor. ya da içine bazı


kimyasallar döküp yeniden kullanıyor. maalesef yeterince toplayama-


dığımızdan dolayı kapasitenin 10da biri ile çalışıyoruz. hatta yağı


almaya gittiğimiz bazı lokanta sahipleri tarafından kovalandığımız


bile oluyor."



ayaklarına ladar gelip alt tarafı atık olan bir ürünü almak istiyorlar
ve insanların gördüğü muameleye bak :( maalesef geri dönüşüm
konusunda çok gerideyiz ve güzelim memleketimizi çok kirletiyoruz.

bu konuda oğlumu şimdiden işlemeye çalışıyorum. bunun için
şu kitabı aldım. isimleri can ile değiştirince gerçekten de çok
ilgisini çekti ve hoşuna gitti.)







hatta ilk meyvesini de verdi :)

can : aa anladım. hani biz tuvalet kağıdının içindeki kartonları

boyuyoruz ya .onu yeniden kullanıyoruz di mi anne ?

anne : :)

2 Temmuz 2009

yeşilköy röne park...




keloğlanımla beraber şu sıralar etrafımızdaki parkları denetliyoruz:) aslında
hedeflerim arasında adalar, moda, kadıköy falan vardı. ancak havalar
bu kadar sıcak olunca yolda fazla zaman geçirmeyeceğimiz mekanları
tercih etmek zorunda kaldım. ilk olarak pılımızı pırtımızı toplayıp
röneparka gittik. burası haftaiçi özellikle çocuklar ve kafa dinlemek
isteyenler için ideal. bol yeşillik içinde, koca koca ağaçlar altında ve mis gibi
bir deniz manzarası eşliğinde bir sürü çay bahçesi var. ayrıca minik bir de
hayvanat bahçesinde tavuskuşları, ördekler, tavşanlar da mevcut.

tatildeyiz diye derslerimizi de aksatmıyoruz. işte bizim favori tatil ders
kitaplarımız :



hem eğleniyor, hem öğreniyor..


bu güzel günun sonu da güzel oldu. sahile inip yeşilköy merkeze doğru
yürüyüp ünlü roma dondurmacısının köşesinden çıktık. yeşilköyden
dondurma yemeden de dönülmez ki:)

dip not : sahilde yürürken yine hiç hoş olmayan görüntüler gördüm.
elbette doğrucu davut olarak bunu da yazmalıyım. özellikle de
milyon dolarlar vererek ev alan insanlar nasıl da bu manzaraya
tahammül ediyorlar bilmiyorum. ama güzelim yeşilliğin içinde,
üstelik de kocaman bir yasak tabelasının altında mangal yapılıyordu.
elbette yine kocaman yasak tabelasının önünden denize giriliyordu.
neymiş : yasak olan herşey yapılmalı !! imiş.....

23 Haziran 2009

başlık bulamadım...


spor aletlerinde en güzel ne yapılır ?

tabii ki çekirdek yenir!!!!!!!

üstelik tüm çöpünü yüzsüzce yere atarak !!!

bu manzara sokağımızdaki parktan . aslında kadının

yüzünü kapamamalıyım. " WANTED" başlığıyla her

yerde ifşa etmeliyim !

şu memlekette en sinir olduğum olay bu, heryere

çöp atılması... her fırsatta insanları uyarmaktan

bıkkınlık geldi. ama hangi birine yetişebilir ki insan ?

oğlum da benim gibi bu konuda manyak oldu :)

biri yere birşey attı mı " anne, bak yere çöp attı" diye

bağıra bağıra söyleniyor, bazen de işe de yarıyor:)

bu sebeplerden dolayı güzelim memleketi

3. dünya ülkesi konumundan ileriye götüremiyoruz.

yazık....

28 Mayıs 2009

işte aynen bu haldeyim !!


gündüz pek tv seyretmem. ancak geçenlerde müge anlı 'nın programına
denk geldim ve orda oturan suratı ifadesiz bir kadın ilgimi çekti,
seyretmeye başladım. keşke seyretmez olaydım !!
allahım nasıl bir insan tam 45 gündür oğlu kayıp olduğu halde bu kadar
duygusuz oturur, nasıl bu denli soğukkanlı yalan söyler,
nasıl tiyatrocudan daha iyi oynar ??
seyrettiğimden bu yana bu kadında bir tuhaflık olduğunu ve
çocuğu birine sattığını düşünmüştüm.
ancak düşündüğümden daha beter, daha kahredici bir durum çıktı ortaya.
kadın fuhuş yaparken oğluna yakalamış, bundan dolayı onu öldüresiye
dövmüş ve evin yakınındaki tarlaya atmış !!!!!!!!!!!
konulardan biri de bu işte. evin bu kadar yakınında olmasına
rağmen bulunması NİYE bu kadar uzun sürdü ?
hiç mi arama yapılmadı ?
bulunduğunda tanınmayacak haldeymiş:(
şimdi nasıl çığlık atmaz insan ?? nasıl kahrolmaz ????

26 Mayıs 2009

moda ?!


çok severim bir yerlerde oturup gelen geçen insanları seyretmeyi..
en favori semtlerim de eminönü ve taksimdir..
burda en uçuk insanları görür ve gülümsersiniz..
ama yukardaki görüntüyü görünce içimden kahkaha atmak
geldi. dayanamadım, resmini çektim.
hava sıcaklığı 34 derece . hatunun ayağında bana göre dünyanın
en aptal botu olan ugg botlarından var. ancak bu da yetmemiş.
içine yünlü ! çorap giymiş. üstündeki elbise ise omuzları açık,
aslında çok hoş bir elbise idi. ama bu botlar ??
not : valla huyum değildir, gelen geçenin resmini çekmek
ama bu cidden çok "hoş" bir görüntüydü. çorapları düşününce
hala kaşınıyorum :))

8 Mayıs 2009

fazlasıyla yufka yüreklim benim...


anneanne ile parkta kuşlara yem atıyorlar. o arada 10 yaşlarında, ancak
beynen can'dan daha küçük bir çocuk gelip kuşları dağıtıyor.

can : yapmaa. onları dağıtma. mama yiyorlar. yemek yerken onları
rahatsız etmeyelim. bazen büyük gibi davranmalıyız !:) diye ekliyor.

çocuk mu ? o kıpkırmızı olmuş bir suratla çekip gidiyor.

------

yuva yolumuz üzerinde büyükçe bir bahçeli ev var. içinde bir kangal ve
golden retriever dolanır hep. bazen tanımadıkları olunca havlarlar. ama
genelde çok uslu köpekler.

can : anne neden bu köpekler hep burda ?
anne : neden olmasın ?
can : ama anne bunlar mutsuz. onları özgür bırakmak gerek.
anne : annecim. onlar zaten mutlu . bak bahçedeler. dolaşıyorlar.
can : ama bahçe küçük.
anne söylecek birşey bulamaz :)

------

geçen gün yine parkta kafamı bir çığlık üzerine kaldırdım ve
gözlerime inanamadım. can kavga ediyor. asla yapmadığı bir olay.
oysa sadece çocuklarla oynamak istemiş. hatta
her zaman yaptığı gibi gidip birinin boynuna sarılmış. ancak
içlerinden bir cadı izin vermemiş ve sözde bizimki ahmak demiş.
buna inanmak mümkün değil. birincisi can bu kelimeyi bilmez,
ikincisi yaşıtlarıyla her zaman aşırı uyumlu olan ve onlarla sadece
oynamak isteyen bir çocuk onlara kötü bir söz sarfetmez.
besbelli ki 5 yaşlarındaki bu cadı ortalığı karıştırmak istemiş ve
cadının 3,5 yaşlarındaki boksör kardeşi can'a girişmiş.
can'dan en az bir kafa küçük ve herif çocuğu dövüyor.
bizimki de tepki bile vermeyi bilmediği için sadece ellerini
tutmaya çalışıyor. bu arada çığlık da çocuğun annesinden
gelmiş. koşup da onu tutmaya çalışan annesi bile onu zaptetmekte zorlandı.
ben geldiğimde can ağlamaklıydı, ama gururu ağır bastığı için kendini
zaptediyordu. ortalığı düzeltmeye çalışsam da o cadı izin vermedi.
sürekli bizimle oynamasın diye inat etti. işin komik tarafı diğerleri de
birşey demedi. doğuştan kötülük, doğuştan liderlik bu olsa gerek :(

sonuç olarak ben can'ı ikna edip eve geldiğimde gördüğüm manzarada
içim cız etti. çocuğun yanağı boydan boya çizilmiş ve yara olmuştu.

işte böyle zamanlarda kendimi feci sorguluyorum. çok ama çok saf mı
yetiştiriyorum bu çocuğu ? silah almıyoruz, fazla agresif şeyler
seyretmesine izin vermiyoruz, haber bile açılmıyor, önünde kavga
etmiyoruz, her zaman karşısındakine iyi davranmasını istiyoruz,
paylaşmasında ısrar ediyoruz. kötülüğü bilmiyor, o herkesi seviyor.
hayatın hep güzel tarafını yaşıyor. oysa bu ülkede yaşamımız çok
ağır ve aslında iyi niyetten ziyade kötülük kazanıyor. güzellikler de gittikçe
azalıyor. onu bu parktaki gibi koruyamamak düşüncesi beni kahrediyor.
bu konuda sizler neler yapıyorsunuz ?
onu biraz da hayatın standardı olan bu "kötülüklere" hazırlamak için ne
yapabilirim?

13 Nisan 2009

kahroluyorum...

her geçen gün daha da fazla...

işte bu haberlerden dolayı :(((

her geçen gün bu ülkede yaşamak ve

olanlara seyirci olmak daha da acı veriyor.

geleceğimi göremiyorum...

kahroluyorum...

8 Nisan 2009

neden ???

neden sürekli barajlar artık doldu diye haber yapıyorlar ???

yine heryerde şakır şakır apartman yıkanıyor, balkonlarda
halılar temizleniyor, hortumlarla bahçe suluyorlar.

neden biz bu kadar balık hafızalıyız ve geleceği hiç düşünmüyoruz??

neden ??

6 Nisan 2009

yaaaa..

dün çoook sinirlendim... neden mi ?

aptal ötesi bir cip nişantaşı trafiğinde arabama

arkadan tosladığı halde durmayıp kaçtığı için !!!!

üstelik yanımdan hızla geçerken de ben

suçluymuşum gibi küstahça baktığı için !!!

beyinleri bu kadar küçük olduğu halde bu koca

arabalara bindikleri için !!!

ya bu insanlar nasıl bu kadar rahat

" HEM SUÇLU HEM GÜÇLÜ "

durumuna geliyorlar ???!!!!

1 Nisan 2009

ne yapmalı ?



bahsetmişimdir, çocukluğumu ve gençliğimin bir kısmını Almanya ‘da geçirdim. lise 2 den itibaren babamın ani rahatsızlığı nedeniyle Türkiye’ye kesin dönüş yapmak zorunda kaldık. üzücü bir sebep ve de plansız bir dönüş olunca bu ülkeye alışmakta çok zorlandım. (halen de çok sevdiğimi söyleyemem.) annem ve babam vardiyalı çalıştıkları için çoğu zaman birbirlerine ve bizlere denk bile gelmiyorlardı. bizler ise genelde her şeyi kendi başımıza yapabiliyorduk. Şartlar ve de yetiştirilme bunu gerektiriyordu. hatta küçük yaşıma rağmen benden 8 yaş küçük kız kardeşime bile bakabiliyordum. sabahın 7 sinde ve gece karanlığında yola düşer, en az 1 kmlik yolu (üstelik bu yolun bir tarafı ormanlıktı) yürüyerek gider, otobüse biner ( orda servis denilen kavram pek yoktur), otobüsden indikten sonra da yine 1 km kadar okula kadar yürürdük. eve döndüğümüzde bizi karşılayan anne ve babamız olmazdı. öğle yemeğimizi kendimiz hazırlar, ödevlerimiz için kimseye ihtiyaç duymazdık. bizler “Schlüsselkinder” dik. yani “ anahtar çocukları” . ama bundan kesinlikle şikayetçi değildik. çünkü biz bağımsızdık, bizler kendi problemlerimizi kendimiz çözerdik. elbette bizi aştığı zaman anne- babamız her zaman yanımızdaydı. ama çoğu zaman gerek duymazdık.

Bu şekilde yetişmiş biri olarak yurdumun bazı annelerini anlamakta zorluk çekiyorum.
karşı komşum mesela. oğlu 12 yaşında ve hala 300 mt ilerdeki okula kendisi götürüyor ve getiriyor. hatta geçen gün onu ilk defa evde yalnız bıraktığı için ona dikkat etmem için bana tembih etti! aynı şekilde can’ı yuvaya götürürken de her yaş grubundan öğrenciye ve beraberinde de velilere rastlıyorum. elbette istanbul’un şartları ağır. Kaldırım yok. Olduğu yerde de araba park edilmiş. etrafta tuhaf bir sürü insan var, trafik ise asla yayaya öncelik vermiyor, bu küçüçük bir çocuk da olsa . çocukların çantaları ağır., gibi gibi. yine de garibime gidiyor.

ta ki geçen gün bir olaya tanık olana kadar. sabah feci bir yağmurun altında 8 yaşlarında bir çocuk, omzundan düşmüş koca bir çanta, önünde beslenme çantası, elinde su şişesi, yüzü gözü atkılarla kapatılmış, yolda yürüyor. o anda arkasından şak diye bir araba çıktı. ancak onun bu şartlar altında arabayı fark etmesine imkan yoktu. Karşıdan gelen liseli bir abla onu o anda yana çekmeseydi, kesinlikle arabanın altında kalırdı. yüreğim hop etti ve o anda onu bu halde tek başına sokağa bırakan anneye çok kızdım. sonra kendi düşüncelerime inanamadım! bu konuda sürekli etrafını eleştiren ben tam ters tarafa geçmiştim. 1 sene sonra bizim de okul maceramız başlayacak. eminim bir süre ben de onu okula getirip götüreceğim. gönlüm hala onun bunu tek başına yapabilmesinde. özellikle yakın bir ilkokul istiyorum ki, servise de binmek zorunda kalmasın. Ama uygulayabilecek miyim? yoksa koruyucu halim mi ağır basacak? Kafam karışık….

31 Ocak 2009

yararlı bir adres...

geçen gün aşağıdaki mail geldi ve ben de paylaşayım dedim. özellikle can'ın oyuncaklarını verecek yer ararken çok iyi denk geldi. eminim sizlerde de ihtiyaç fazlası birsürü şey vardır.


Sevgi Mağazasından "Bin Çocuğumuza Bin Oyuncak Kampanyası"

İhtiyaç sahiplerine; din, dil, ırk ve cinsiyet ayrımı yapmadan mutfak eşyası, ayakkabı, oyuncak, kırtasiye malzemesi, kuru gıda ve giyecek gibi eşyaları ücretsiz dağıtmak için 02.02.2002 de kurulan “Sevgi Mağazası” "Bin Çocuğumuza Bin Oyuncak Kampanyası" ile bugüne kadar hiç oyuncağı olmayan çocuklara oyuncak dağıtmak üzere yola çıktı. Hep birlikte elele verelim bu yolculukta oyuncağı olmayan çocuklarımızın yüzlerini güldürelim. Dilerseniz bir oyuncakla, dilerseniz fazlasıyla yada nakit bağışla katılabilirsiniz. Sevgi ve Saygılarımızla.

Yönetim Kurulu Sevgi Mağazası Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği
Acıbadem Mah. Sarayardı Cad. Ata Sok. Orkide Apt NO:9/100 Kadıköy / İstanbul www.sevgimagazasi.org
Tel / Fax: 0216 545 8459 GSM: 0530 330 8887

29 Ocak 2009

yurdumun park manzarası...

hizmeti yapmadan hizmet tabelasıı koyan sadece benim yurdumun insanıdır:)

3-4 sene önce arka sokoğamıza güzel bir park yapıldı. ancak bakımı yapılmadığı için 6-7 ay içinde pis bir parka dönüştü. banklar kayboldu ( bu da sanırım yurduma özgü bir durum), oyun aletleri kırıldı veya yamuldu. çimenler kurudu... maalesef bakırköydeki tüm parkların kaderidir bu ... sanırım istanbulda bakırköy kadar zengin bir belediye yoktur ama hizmet sıfırdır. ne parka bakar, ne yolları düzeltir. ne yeni bir kültür merkezi falan yapar. bu vergiler nereye gider anlamam. allahtan seçimler yaklaştı da biraz kıprdadı. o da büyükşehir belediyesi ile kapışmak adına. çünkü büyükşehir büyük parklara el attı ve süper bakımlı mis gibi yerler yaptı. haklı olarak da yaptığına dair koca koca tabelalar astı. bu sayede bizim park da yeniden düzenlenecek sanırım. sanırım diyorum, görüldüğü üzere ortada olmayan aletler için sadece tabela asılmış :)) hatta ben ilk gördüğümde o kaucuk taban da daha yapılmamıştı. belki 5-6 ay sonra da fitness aletleri gelir, ki bunlar da ayrı bir konu. bana göre o aletler benim yurdumun insanına çok fazla. gercekten yazık oluyor ve bizim vergilerimizi sürekli kırılan dökülen, çocuk oyuncağı hale gelen bu aletlere yatırıyorlar. hatta bunları insanların asla yürüyerek bile ulaşamayacakları noktalara koyuyorlar !

işte bu bizim hizmet tabelamız...


çok bakımlı parkımız...


ve yazının en güzel manzarası :))

8 Ocak 2009

Jaguarı olmuş ama..

Adam olamamış.
Geçenlerde kanallar arası zaplarken yağmurda temdeki trafik kazalarını gösteren bir habere denk geldim. Adamın biri polise bağrınıyor, ” o adamı tutunnnn “ diye dövünüyordu. Meğer bir iett otobüsü beyimizin arabasına arkadan çarpmış ve arka lambalarından biri kırılmış. yağmurlu havalarda zaten artık standard birşey olmaya başladı bu istanbul trafiğinde. Olay sadece bundan ibaret olmasına rağmen, adam orta şeriti kapattığı gibi ısrarla polis bekliyor, rapor tutmuyor ve o otobüs şoförüyle birlikte içindeki işe gitmeye çalışan onlarca insanı mağdur ediyor. E otobüs şoförü de haklı olarak devam etmek istediği için kıyamet kopuyor. Be kardeşim jaguar alacak paran varsa ne olacak kendi cebinden öde, ya da polise gerek kalmadan raporu düzenle işte. Ama yok !!! insanlık, hoşgörü ve her zaman dediğim gibi en önemlisi de saygı kalmamış. Onun lambasının parası karşılanacak diye , belki de o lambanın değerinin 100 lerce katı zarar veriyor.

- saatlerce trafiğin tıkanmasına sebep verdiği için, o hattaki tüm araçların zararını

- otobüs, şoföre zimmetli olduğu için allah bilir ne kadar kesintiye uğrayacak olan maaşının zararını

- otobüsteki insanların zaman kaybının zararını

- belki de çok daha önemli bir yere gitmesi gerekirken bu kadar basit bir olaya gelmek zorunda olan polisin zararını

kim karşılayacak ??
yanlış mı düşünüyorum ?

6 Ocak 2009

ben neymisim ....

su siralar kitap okumaya agirlik vermeye calisiyorum. cok ozlemisim bir gunde bir kitap bitirdigim gunlerimi. ustelik cesme de guncel kitaplari 4- 5 milyona bulunca sanirim 20 kitapla donduk eve. e hal boyle olunca beni oku beni oku die gozumun icine bakiyorlardi:)



su siralar ahmet umit'in 'kavim' kitabini okuyorum. ahmet umit cook severek okudugum 2-3 turk yazarından biri. bir de polisiye hastasi olunca kitabi gercekten deli gibi bitirmeye calisiyorum.

okurken dini ifadelerin arasinda 'agnostik' diye bir kavram geciyor. biraz inceleyince aslinda benim dusunce tarzima cok uydugunu dusunmeye basladim. irdeledikce bir de deizm cikti karsima. aslinda boylesi derin konulari oldum olasi konusmaktan veya tartismaktan kacinmisimdir. cunku bu tarz inanislarin tamamiyle kisiye ozgu olmasi gerektigini savunurum. kendime gore inandigim bir noktam var ve bu noktayi kimse degistiremez.

ama bu noktayi biraz kendime de acmak istedigim icin birseyler yazayim istedim. ikisi arasinda aslinda tek fark biri kararsiz , digeri inaniyor. ama ortak nokta dine inanmiyor. ben de oyle. simdi herkes a olur mu diyecek belki, ama inanisin gercekten insanin kalbinde olduguna inaniyorum. her turlu iyilik de ordan geliyor kotuluk de. ben deistim, imişim..yani bir yaradanin var olduguna sonuna kadar inanirim. ona dualar da eder, onunla konusurum. ama ona inanmak ya da onun varligini ispatlamak icin dine kesinlikle gerek duymuyorum.

zaten

kurban kesip de etlerini tumuyle kendine saklamak..

oruc tutup da inanilmaz sofralar kurup catlayincaya kadar yemek..

kuran okuyup da icerigini bilmeden 'kuranda yaziyor' diye iddia etmek..

hacca gidip de orda binlerce dolar vererek hac manzarali odada kalmak...

vsvs..

musluman olmak icin gereken sartlar olamaz...

bu hristiyanlik, ya da yahudilik ya da diger dinler icin de gecerli. hele ki hristiyanlik bunlarin arasinda bana gore en bozulanidir.

ben hic kimsenin kotulugunu istemem, kimse ile ugrasmam, hic kimse hakkinda dedikodu yapmam. sadece iyi bir anne, evlat, es,arkadas ve en onemlisi insan olmaya calisirim. ve bana gore de en onemlisi bu...


IYI BIR INSAN OLMAK.

gerisi bos ...

dipin notu : bu yaziyi ben simdi neden mi yazdim . valla bilmiyorum. ama su son siralarda din adi altinda o kadar carpik seyler soylenip uygulaniyor ki dinin ana fikri unutuluyor gibi geldi. olay sadece kilik kiyafet veya garip yasaklarla sinirlandirilmaya baslandi.

ya sunu

ya da sunu

ya da su yazidakileri

yapan bir muslumanligi allah istemis olamaz, degil mi?

en önemlisi de bu katliama izin veren, bu zavallı ülkeyi savunmayan, fazla gelen paralarını nereye harcayacaklarını şaşırmış, kendini müslüman sayan zengin islam ülkelerinin de dini müslümanlık olamazzzzz....

4 Ocak 2009

dayanamadım sonunda..

yılbaşında anneanne bizdeydi ve yılbaşı ertesi de "size bir kac gün izin veriyorum diyerekten" torununu da alıp yanında gitti :) valla ne diyeyim iyi de oldu. çünkü epeydir sabah yedide kalkıp ( cünkü kurulmuş saat gibi en geç saat 7.20 de kalkar benim minik canavar :)) gece saat 1 lerde yatmak ya da tam tersi onunla birlikte erkenden uyuyakalmaktan çok yorulmuştum.

cuma, cumartesi ve yarım bir pazarım vardı :)

cuma günü ilk işim kuaföre gidip saçlarımı kısacık kestirdim. dökülme maalesef su sıralar herkeste oldugu gibi bende de inanılmaz boyutta. gecenlerde bir programda gördüğüm bir herbalistin yaptığı ve tümüyle doğal olduğunu soylediği 7 adımlık bir şampuan/losyonun fiyatını sordum. 190 tl fiyat duyunca alınacaklar listesinin en altlarına indi.

ne yapayım ne yapayım diye düşünürken sinemaya gitmeye karar verdim. fazla seçenek de olmadığından "ıssız adam" ı tercih ettim. e ben kusur kalmıştım değil mi :)

açıkcası hayal kırıklığına uğradım. aslında içerik çok doğruydu. zamane ilişkilerini süper yansıtıyordu. ama öyle dahi olsa sonuç olarak 1-1.5 aylık bir ilişki bu denli derinleşmez, derinleşse bile bu denli çabuk bitmez. yani en azında alper karakterli bir erkek ada gibi bir fıstığı asla bu kadar çabuk bırakmaz. onu tüketir ve ondan sonra bırakır. diye düşünüyorum...daha da önemlisi ilk geceden olan o "muhabbet" sonucunda ada gibi bir karakter onun yüzüne bakmazdı ya da bakmamalıydı bile.

ancak filmin görüntüleri ve bu görüntülere eşlik eden müziklerin seçimi gerçekten de muhteşemdi !!!

gerçi herkes çok ağladığından bahsetmişti, ama ben de dahil olmak üzere salondaki bir allahın kulu bu filmde ağlamadı. acaba doğru bir filme mi gittim ben :)

dip not : bu arada dexterin 3. sezon bölümlerini izledim. yine bir kere daha hayran oldum bu adama ya :)))

2 Ocak 2009

ben de ben de :)





ya su siralar bana oyle geliyor yoksa gercekten de bir baby boom durumumu var :))


o kadar cok yeni bebek haberi aliyorum ki sasiriyorum ...


sadece cevremde degil, bloglarda, unluler arasinda..


ama ozellikle de bloglarda..


gecen aylarda evden cikilamiyacak kadar kotu bir kar firtinasi falan oldu da benim mi haberim olmadi :)


ya da krizden dolayi herkes eve kapaninca sonuc bu minik fasulyeler mi oldu :)


ne olursa olsun bu donemde 2. bir cocuga cesaret edenleri gercekten kutluyorum..


valla okudukca ben de cooook ozenmeye basladim. hatta simdi bir de kizim olsa ne guzel olurdu diye dusunup duruyorum. o bebek kokusunu cidden cok ozledim..


ama bu sartlar altinda bu mumkun degil. bu yastan sonra sanirim 2. bir cocugu kaldiramam. ne maddi ne de manevi olarak :)


yine de hayali bile guzel :))




3 Aralık 2008

yeniden ...

blog yine ihmal ediliyor şu sıralar :( ama yeniden çalışma moduna girmeye çalışıyorum. tuhaf bir ruh hali içindeyim. belki de sıfırdan kurulduğu için şimdiye uğraşmak zorunda kalmadığım detaylarla uğraşmak bana biraz ağır geliyor. çalışmayı çok sevmeme ve özlememe rağmen sanırım zaman geçtikçe evde olmaya alışıyor insan.
bir de alan şimdiye kadar çalıştığımın çok dışında olduğu için tereddüt ediyorum biraz. ha bir de koca ile çalışma durumu var ki o başlı başına bir soru işareti. nerdeyse 24 saat birlikte olacağımız için birbirimizi nasıl yeriz bilmiyorum. allahtan çok seyahat edecek de ordan kurtaracağım biraz:)
bu arada iş yok diye ağlananların çoğunun sahte olduğuna karar verdim. gerçekten biz milletçe ya çok tembelleşmişiz ya da kısa yoldan çok paraya kavuşmaya çalışıyoruz. işyerine mutfak yaptıracağız mesela. alt tarafı üste 2 kapaklı dolap, aşağıya da 2 kapaklı dolap ve çekmece yapılacak. ben istedim ki sokak arası usta kazansın, gidip o devasa yapı marketlerinden almayalım. ancak 3 ayrı yerden aldığımız fiyatlar astronomikti. adam kendine % 50 kar mı koydu. anlamadım. mecburen yine yapı marketlerinin birinden aldık. sonra tadilat sonrası temizlik yaptırmak için temizlik şirketlerini aradık. ancak adamların bir kısmı bayram öncesi doluydu, diğer kısmı ise yine astronomik rakamlar istedi. ya kardeşim temizlik firması için bayram öncesi doluluk ne demektir ?? işyerleri bayramda parlasın diye extra temizlik mi yaptırıyor? firmalarında misafir mi ağırlayacaklar acaba ? kartvizit/ fatura bastırılacak mesela. İki tane yan yana ayrı matbaadan fiyat aldık. aynı ürüne biri nerdeyse % 20 fiyat farkı verdi. bu nasıl olur deyip ikisinden de almadık. mobilyada da aynısını yaşadık.
bunun gibi nice örnekler yaşadım şu son günlerde. sanırım türkiyenin en büyük problemi işte bu. çalışma isteği yok. standard hiç yok.