ordan burdan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ordan burdan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Eylül 2009

dün kanım dondu...

akşam üstü balkondan aşağıya bakıyorum.. karşı köşedeki
apartmanın altındaki bahçede 4 çocuk oynuyor. Can yaşlarındalar,
biri de kız.. buraya kadar herşey normal..
birden içlerindeki en kısa olanı toprağa ittiler. o kalkmaya
kalkıştıkça diğerleri üstüne abandıkları gibi, tekmelemeye,
vurmaya, tokat atmaya, hatta üstünde zıplamaya başladılar !!
çocuk ağladıkça ve kalkmaya çalıştıkça tokatlar, yumruklar
artmaya başladı. üstelik üçü aynı anda vuruyordu.
balkondan büyük kim var diye bakınmaya çalıştım.
kimseyi göremedim. en sonuda avazım çıktığı kadar bağırdım.
önceleri duymadılar, artık tam inip olaya müdahele edeyim
derken bir tanesi etrafına bakındı. ben de tekrar seslendim.
hemen dağıldılar..
şimdi diyebilirsiniz. " bunlar çocuk, elbette oynayacaklar,
kuduracaklar." ama bu böyle birşey değildi. resmen
çocuğa işkence ettiler. o vururkenki hırslarını tarif edemem.
hani şu sıralar internette moda ya.. liseli serseriler zavallı
birini aralarına alıp dövüyorlar ve bunu da videoya çekip,
nette yayınlıyorlar. işte aynen böyleydi. bunlar
daha 4-5 yaşlarında çocuk.. bu yaşta bunu yapan çocukların
gelecekte neler yapabileceğini düşünmek bile istemiyorum..
bu sertliği maalesef çok görüyorum.
bu şekilde devam ederse daha nice
münevver olayları yaşarız biz..

geçen gazetede de okudum . şok oldum. 3 yaşındaki bir çocuk
vandalizm suçu nedeniyle araştılıyormuş. en büyüğü 5 yaşında
10 kişilik bir çeteye sahipmiş !!


nedir bu sertliğin suçu? biz anne babalar mı? tv mi ? çevre mi?
ya da acaba gerçekten doğuştan mı ?

9 Eylül 2009

yine mi...

96 senesindeki selden 2 dakika arayla kurtulan biri
olarak bugün olanları dehşetle izledim. o gün tam
havalimanı kavşağındaki köprüden aşağı indiğim an
suyun gelişini gördüm. altımdaki yol, yol olmaktan çıkmış
kahverengi bir amazon nehrine dönmüştü resmen.

bugünkü olayda ise eşim kılpayı kurtuldu her sabah
gittiği bu yoldan. aylardır ilk defa bir seyahate çıktığı için..

allah korudu bizi.. sanki..

görüntüler gerçekten de çok feci, gözlerim yaş
içinde izledim. o taraftaki bir çok tekstil firmasını
biliyorum. özellikle de 7 bayanın öldüğü firmayı
çok iyi tanıyorum. çalıştığım dönemde sık sık
ziyaret ettiğim bir firmaydı. o bahçede kapının önünde
insanların göz göre ölmesi ve hiç kimsenin çıkıp
da o kapıyı açmaya çalışmaması korkunç bir durum.

ya o yağma görüntüleri :((((

peki suçlu kim ?

çok basit... istanbullu.. imiş.. sevgili belediye başkanımıza göre...

yaptıkları en güzel şey, başkalarını suçlamak..

nasıl olsa biz milletçe çabuk unutuyoruz...

allah geriye kalanlara yardımcı olsun...

çünkü şu an yine yağmur yağıyor:((((

4 Eylül 2009

nasıl yani ??

dün haberlerde bilge köyünden 5 çocuk artık darüşşafaka'da

okuyacak diye bir habere denk geldim..

çocukların traşları yapılmış, okul formaları giydirilmiş,

resmen gösteriye çıkarılmış gibi basın toplantısı yapılıyordu.

tamam, yaptıkları çok güzel, ama bu kadar da gözüne gözüne

haber de yapılmaz ki... o çocukların bu denli gözünde olması

doğru değil bence.. bizim densiz milletimiz her fırsatta onlara

bu olayları hatırlatacaklardır, garip garip sorular soracaklardır. üstelik

bu kadar çok özel lise varken, sadece 5 tanesine mi sahip çıkabildiler ?

peki diğerleri ?



ama en çok da şu cümle beni çoook sinirlendirdi. yetkili kişi dedi ki :

" bu 5 çocuğumuz artık bizim çocuklarımız. onları her şekilde

sahip çıkacağız. ancak ebeveynleri ikna etmek biraz zor oldu.

hatta çocuklar haftasonlarını bu ebeveynlerin yanında geçirdiler.

şu an tüm problemler çöözülmüş oldu."



NASIL YANİ !!! şimdi kendini bilmez bir insan müsveddesi

ebeveyn nasıl kendi çoğunun hakkı olarak gördüğü eğitim hakkını,

başka bir çocuktan esirgemek ister ?? üstelik bu çocuklar

küçüçük yaşlarında bu denli acı yaşadıkları halde, onlara nasıl

köstek olursun ???



böyle zamanlarda insanlığımdan utanıyorum.

allahım bizi, çocuklarımızı doğru ve iyi niyetli insanlarla karşılaştır.

28 Ağustos 2009

kaynana ... :)



bugün bir mağazada önümde "yaşlıca" iki kadın yürüyordu..

ister istemez konuşmalarına tanık oldum...

1. kadın : buraya neden geldik cicim ?

2.kadın : e gelin bana pyjama almış. ona bakacağım.

1. kadın : nasıl ? nesine bakacaksın ?

2. kadın : fiyatına tabii ki.. bakalım bu gelin kişisi bana kaç

liralık pyjamayı layık görmüş...

ben : ???!!! ::))))


valla aynen böyleydi.. kulaklarıma inanamadım:)

allah o geline sabır versin..


bu arada kaynana resimleri ararken şu kitaba denk geldim.

eğlenceli bir şeye benziyor. benimki, biz evlendikten bir

ay sonra vefat ettiği için bu gelin kaynana durumunu pek

yaşamadım.
ama yaşayanların maceralarını okuyorum. mesela sevgili

prima rima nın :) işine yarar mı acep?:)

15 Ağustos 2009

sakın dökmeyin !!

bu konuyu geçen gün sevgili tibetin annesi nde okuyunca bir süre önce
NTV de seyrettiğim bir belgesel geldi aklıma. bizim evde nerdeyse hiç
kızartma yapılmadığından aslında üstüme alınmamıştım. ancak firma
sahibinin anlattıkları çok anlamlıydı :



" biz türkler maalesef bu konuda çok tembeliz. atık yağı bir kavanoza


dökmek yerine lavaboya dökmek kolaylarına geliyor. ya da içine bazı


kimyasallar döküp yeniden kullanıyor. maalesef yeterince toplayama-


dığımızdan dolayı kapasitenin 10da biri ile çalışıyoruz. hatta yağı


almaya gittiğimiz bazı lokanta sahipleri tarafından kovalandığımız


bile oluyor."



ayaklarına ladar gelip alt tarafı atık olan bir ürünü almak istiyorlar
ve insanların gördüğü muameleye bak :( maalesef geri dönüşüm
konusunda çok gerideyiz ve güzelim memleketimizi çok kirletiyoruz.

bu konuda oğlumu şimdiden işlemeye çalışıyorum. bunun için
şu kitabı aldım. isimleri can ile değiştirince gerçekten de çok
ilgisini çekti ve hoşuna gitti.)







hatta ilk meyvesini de verdi :)

can : aa anladım. hani biz tuvalet kağıdının içindeki kartonları

boyuyoruz ya .onu yeniden kullanıyoruz di mi anne ?

anne : :)

2 Temmuz 2009

yeşilköy röne park...




keloğlanımla beraber şu sıralar etrafımızdaki parkları denetliyoruz:) aslında
hedeflerim arasında adalar, moda, kadıköy falan vardı. ancak havalar
bu kadar sıcak olunca yolda fazla zaman geçirmeyeceğimiz mekanları
tercih etmek zorunda kaldım. ilk olarak pılımızı pırtımızı toplayıp
röneparka gittik. burası haftaiçi özellikle çocuklar ve kafa dinlemek
isteyenler için ideal. bol yeşillik içinde, koca koca ağaçlar altında ve mis gibi
bir deniz manzarası eşliğinde bir sürü çay bahçesi var. ayrıca minik bir de
hayvanat bahçesinde tavuskuşları, ördekler, tavşanlar da mevcut.

tatildeyiz diye derslerimizi de aksatmıyoruz. işte bizim favori tatil ders
kitaplarımız :



hem eğleniyor, hem öğreniyor..


bu güzel günun sonu da güzel oldu. sahile inip yeşilköy merkeze doğru
yürüyüp ünlü roma dondurmacısının köşesinden çıktık. yeşilköyden
dondurma yemeden de dönülmez ki:)

dip not : sahilde yürürken yine hiç hoş olmayan görüntüler gördüm.
elbette doğrucu davut olarak bunu da yazmalıyım. özellikle de
milyon dolarlar vererek ev alan insanlar nasıl da bu manzaraya
tahammül ediyorlar bilmiyorum. ama güzelim yeşilliğin içinde,
üstelik de kocaman bir yasak tabelasının altında mangal yapılıyordu.
elbette yine kocaman yasak tabelasının önünden denize giriliyordu.
neymiş : yasak olan herşey yapılmalı !! imiş.....

23 Haziran 2009

başlık bulamadım...


spor aletlerinde en güzel ne yapılır ?

tabii ki çekirdek yenir!!!!!!!

üstelik tüm çöpünü yüzsüzce yere atarak !!!

bu manzara sokağımızdaki parktan . aslında kadının

yüzünü kapamamalıyım. " WANTED" başlığıyla her

yerde ifşa etmeliyim !

şu memlekette en sinir olduğum olay bu, heryere

çöp atılması... her fırsatta insanları uyarmaktan

bıkkınlık geldi. ama hangi birine yetişebilir ki insan ?

oğlum da benim gibi bu konuda manyak oldu :)

biri yere birşey attı mı " anne, bak yere çöp attı" diye

bağıra bağıra söyleniyor, bazen de işe de yarıyor:)

bu sebeplerden dolayı güzelim memleketi

3. dünya ülkesi konumundan ileriye götüremiyoruz.

yazık....

29 Nisan 2009

PTT maceralarım...



sanırım ptt ile alakam olmayalı bir asır olmuştu. hele ki internet, mailler, cep telefonları
çıkınca iyice kopmuştuk sevgili ptt ile :)

ta ki sevgili serrose 'un bahsettiği postcrossing ile tanışıncaya kadar.. poscrossing kart alışverişi sitesi..siteye üye olup adresinizi veriyorsunuz. başlangıçta da 5 adres
ediniyorsunuz. bu kartlar karşı tarafa ulaşıp size verilmiş olan numarayı
kaydedince yeni adres edinme hakkı edinmiş oluyorsunuz.
başlangıçta can sıkıntısından üye olduğum bu olaya şimdi çok severek
katılmaya başladım. hayatta alakamın olmayacağı ülkelerden kartlar aldım, hatta
2 si ile mektup arkadaşlığı başladı. kartlar ve özellikle de pullar harika. birçoğu da
zaten bunu pullar için yapıyormuş. bunların arasında gelen bir tane ise beni
çok etkiledi. gelen kart 8 aylık bir bebeğin ağzından yazılmıştı. bunu babasının
başlattığını ve büyüyene kadar onun için biriktireceğini yazıyordu.
ben de bunları minik cüceme koleksiyon yapmaya karar verdim. belki o da
büyüdüğünde bunu devam ettirir.
serrose hızını alamadı ve bu işin bir çeşit yerli versiyonunu uygulamaya başladı.


bu olay için de uygun kartpostal bulup göndermek gerekiyordu.

bu aksiyonların sonucunda 2 olayı anlamış oldum :) birincisi memleketemizde

kartpostal seçeneğinin çok az olmasıydı, ikincisi de her ptt şubesinin kafasına göre

darvanmasıydı. birinci için en sonunda cağaloğluna indim ve üretici satış mağazalarını

buldum. ancak ikinci için hala bir çözüm bulamadım :)


1. ilk gittiğimde işin biraz acemisiydim ve çalışanın da işine geldiği için bana

sormadı bile, direkt makinadan geçirip tümüne 50 kuruş aldı.

2. ikincisinde merkez şubeye gittim ve benden avrupa için 50 kuruş, daha

uzaklar için de 80 kuruş aldı. "ilkinde benden sadece 50 luruş alındı" dediğimde

ise "yanlış alınmıştır" dedi. peki dedim.

3. üçüncüsünde bana aslında uzak olan, ama başka bir olay için gittiğim bir

şubeden göndermek istedim. bu defa da demesin mi avrupa için 60, daha uzak

için 85 kuruş diye. "nasıl ya" dedim !! "herkes farklı mı alıyor?"

" yo" dedi hatun " yanlış almış." peki dedim.


4. dördüncüsünde bana sormadan makinadan geçirmeye kalkışınca itiraz edip pul

istedim. "ama bende sadece 85 kuruşluk var" dedi. "nasıl ya" dedim yine !!

"e ne yapayım, sonuç olarak benden pul isteyen yok pek, ben de ciro hakkımı

pula harcayamam " dedi. peki dedim.

5. beşincisinde pul bile yoktu !

6. yine merkez şubeden attım ve benden yakın için 50 kuruş, uzak için 80 kuruş aldı.

" peki daha önce 60,85 aldılar " dediğimde. " yanlış almışlar" dedi !!

ha bir de hangi şubeydi diye sordu. söylediğimde ise açıklaması inanılmaz eğlenceliydi.

" ha o şube geçenlerde soyuldu. sanırım kafaları karışmış." :)))


tüm bu ziyaretlerden edindiğim sonuçlar :

- çalışanlardan pul istemek veya yapıştırmaları inanılmaz eziyet gibi geliyor.

- her şubedeki ciro, dolayısıyla da oradaki malzemeler çalışanın keyfine kalmış.

- en iyisi bu gönderimi merkez şubelerden yapmak.

8 Nisan 2009

neden ???

neden sürekli barajlar artık doldu diye haber yapıyorlar ???

yine heryerde şakır şakır apartman yıkanıyor, balkonlarda
halılar temizleniyor, hortumlarla bahçe suluyorlar.

neden biz bu kadar balık hafızalıyız ve geleceği hiç düşünmüyoruz??

neden ??

5 Şubat 2009

bunu biliyor muydunuz ?:)


burdan öğrendim...

yuhuuuu kutlanacak kutsal bir günümüz daha oldu :))))

ne de olsa çoğumuz bağımlısıyız :))

31 Ocak 2009

yararlı bir adres...

geçen gün aşağıdaki mail geldi ve ben de paylaşayım dedim. özellikle can'ın oyuncaklarını verecek yer ararken çok iyi denk geldi. eminim sizlerde de ihtiyaç fazlası birsürü şey vardır.


Sevgi Mağazasından "Bin Çocuğumuza Bin Oyuncak Kampanyası"

İhtiyaç sahiplerine; din, dil, ırk ve cinsiyet ayrımı yapmadan mutfak eşyası, ayakkabı, oyuncak, kırtasiye malzemesi, kuru gıda ve giyecek gibi eşyaları ücretsiz dağıtmak için 02.02.2002 de kurulan “Sevgi Mağazası” "Bin Çocuğumuza Bin Oyuncak Kampanyası" ile bugüne kadar hiç oyuncağı olmayan çocuklara oyuncak dağıtmak üzere yola çıktı. Hep birlikte elele verelim bu yolculukta oyuncağı olmayan çocuklarımızın yüzlerini güldürelim. Dilerseniz bir oyuncakla, dilerseniz fazlasıyla yada nakit bağışla katılabilirsiniz. Sevgi ve Saygılarımızla.

Yönetim Kurulu Sevgi Mağazası Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği
Acıbadem Mah. Sarayardı Cad. Ata Sok. Orkide Apt NO:9/100 Kadıköy / İstanbul www.sevgimagazasi.org
Tel / Fax: 0216 545 8459 GSM: 0530 330 8887

29 Ocak 2009

yurdumun park manzarası...

hizmeti yapmadan hizmet tabelasıı koyan sadece benim yurdumun insanıdır:)

3-4 sene önce arka sokoğamıza güzel bir park yapıldı. ancak bakımı yapılmadığı için 6-7 ay içinde pis bir parka dönüştü. banklar kayboldu ( bu da sanırım yurduma özgü bir durum), oyun aletleri kırıldı veya yamuldu. çimenler kurudu... maalesef bakırköydeki tüm parkların kaderidir bu ... sanırım istanbulda bakırköy kadar zengin bir belediye yoktur ama hizmet sıfırdır. ne parka bakar, ne yolları düzeltir. ne yeni bir kültür merkezi falan yapar. bu vergiler nereye gider anlamam. allahtan seçimler yaklaştı da biraz kıprdadı. o da büyükşehir belediyesi ile kapışmak adına. çünkü büyükşehir büyük parklara el attı ve süper bakımlı mis gibi yerler yaptı. haklı olarak da yaptığına dair koca koca tabelalar astı. bu sayede bizim park da yeniden düzenlenecek sanırım. sanırım diyorum, görüldüğü üzere ortada olmayan aletler için sadece tabela asılmış :)) hatta ben ilk gördüğümde o kaucuk taban da daha yapılmamıştı. belki 5-6 ay sonra da fitness aletleri gelir, ki bunlar da ayrı bir konu. bana göre o aletler benim yurdumun insanına çok fazla. gercekten yazık oluyor ve bizim vergilerimizi sürekli kırılan dökülen, çocuk oyuncağı hale gelen bu aletlere yatırıyorlar. hatta bunları insanların asla yürüyerek bile ulaşamayacakları noktalara koyuyorlar !

işte bu bizim hizmet tabelamız...


çok bakımlı parkımız...


ve yazının en güzel manzarası :))

3 Aralık 2008

yeniden ...

blog yine ihmal ediliyor şu sıralar :( ama yeniden çalışma moduna girmeye çalışıyorum. tuhaf bir ruh hali içindeyim. belki de sıfırdan kurulduğu için şimdiye uğraşmak zorunda kalmadığım detaylarla uğraşmak bana biraz ağır geliyor. çalışmayı çok sevmeme ve özlememe rağmen sanırım zaman geçtikçe evde olmaya alışıyor insan.
bir de alan şimdiye kadar çalıştığımın çok dışında olduğu için tereddüt ediyorum biraz. ha bir de koca ile çalışma durumu var ki o başlı başına bir soru işareti. nerdeyse 24 saat birlikte olacağımız için birbirimizi nasıl yeriz bilmiyorum. allahtan çok seyahat edecek de ordan kurtaracağım biraz:)
bu arada iş yok diye ağlananların çoğunun sahte olduğuna karar verdim. gerçekten biz milletçe ya çok tembelleşmişiz ya da kısa yoldan çok paraya kavuşmaya çalışıyoruz. işyerine mutfak yaptıracağız mesela. alt tarafı üste 2 kapaklı dolap, aşağıya da 2 kapaklı dolap ve çekmece yapılacak. ben istedim ki sokak arası usta kazansın, gidip o devasa yapı marketlerinden almayalım. ancak 3 ayrı yerden aldığımız fiyatlar astronomikti. adam kendine % 50 kar mı koydu. anlamadım. mecburen yine yapı marketlerinin birinden aldık. sonra tadilat sonrası temizlik yaptırmak için temizlik şirketlerini aradık. ancak adamların bir kısmı bayram öncesi doluydu, diğer kısmı ise yine astronomik rakamlar istedi. ya kardeşim temizlik firması için bayram öncesi doluluk ne demektir ?? işyerleri bayramda parlasın diye extra temizlik mi yaptırıyor? firmalarında misafir mi ağırlayacaklar acaba ? kartvizit/ fatura bastırılacak mesela. İki tane yan yana ayrı matbaadan fiyat aldık. aynı ürüne biri nerdeyse % 20 fiyat farkı verdi. bu nasıl olur deyip ikisinden de almadık. mobilyada da aynısını yaşadık.
bunun gibi nice örnekler yaşadım şu son günlerde. sanırım türkiyenin en büyük problemi işte bu. çalışma isteği yok. standard hiç yok.

10 Ekim 2008

:(

güzel yorumlarınız için çok teşekkürler...

ama maalesef herşey daha da kötüye gidiyor.

sanırım allahım diyor ki sen şikayet ettikçe ben sana daha çok sebep vereceğim. bu bayram bu ülkeye olduğu kadar bize de hiç iyi gelmedi.

aslında bu postta güzel bir akraba ziyaretinin detayları olmalıydı. epeydir görüşmediğimiz yalovadaki kuzenimin yeni evinin resimleri ve can ile yaşıt olan cimcime kızının maceraları.
güzel geçen 3 gün, ama balyoz etkisi olan son. ağaçların arkasında kendi kendine yanan trafik ışıkları, 100 mt içinde tam 4 tane ışık ve sonrasında saniyelik bir kafa çevirmenin sonucunda güzel bir trafik kazası. allaha şükür bizde birşey yok, çünkü tümümüzde kemer vardı. öndeki arabada da görünürde maddi olarak bir hasar yok. ama benim arabanın önü tabii ki paramparça oldu ve inanılmaz masraf çıkardı. e tabii o arabanın ordan oraya taşınmasının telaşı ve yorgunluğu da çabası.
içime yiyen ise trafikte cidden çok dikkatli olan ben nasıl oldu da böyle bir kazaya sebep oldu. sürekli düşünüyorum ve gözümün önüne sadece o çarpma sesi geliyor.

ikinci balyoz ise eşimin bazı anlaşamamazlıklar yüzünden işinden ayrılması oldu. aslında 6 aydır kendi işini kurma için organizyonlar yapıyordu ama en azından bazı şeyler oturana kadar işten ayrılmayı düşünmemişti. iş durumlarının ve işveren olmanın verdiği bazı küstahlıklara dayanmak gerçekten çok zordur ve bunu yapması gerçekten kaçınılmazdı. ama bu durum bizi maddi anlamda çok zorlayacak.

ardarda bu olumsuzluklardan sonra artık ne düşüneceğimi, hissedeceğimi bilmiyorum. bir yandan bize ve özellikle de oğluma birşey olmadığı için şükretmeliyim diyorum, ama diğer yandan neden herşey bu kadar arka arkaya kötü gider ki insanın hayatında diye kendi kendimi yiyorum.

herşeyde hayır vardır diyerek kendimi telkin etmeliyim! miyim ?
aslında artık düşünmek de istemiyorum.....

1 Temmuz 2008

çok üzgünüm...

nasıl bu hale geldik ....

11 Mayıs 2008

bloglines.com...

bu siteyi keşfettikten sonra takip ettiğim ve etmek istediğim bloglardaki yeni yazıları okumak çok kolay hale geldi. artık çok daha fazla okuyabiliyorum, ama yorum yapmak için vakit harcamak yerine okumayı tercih ediyorum. yani yorum konusunda çok tembelleştim. olsun okumak sanırım daha mantıklı:)
bu siteyi herkese tavsiye ederim.

5 Şubat 2008

karga karga gak dedi:)

şu sıralar inanılmaz yoğun çalışıyorum. değil birşeyler yazmak, okumaya bile fırsat bulamıyorum :(

ama bunu bi paylaşayım dedim. geçen pazar arka balkonumdan çamaşır asarken bu manzarayla karşılaştım. karşı apartmanın balkonunu kargalar basmıştı. daha dikkatle bakınca her birinin sırayla gelip balkondaki bir poşetten ceviz çaldığını gördüm :) üstelik gördüğüm kadarıyla 2-3 kat poşete kondugu halde bulmuş ve poşetleri açıyorlardı. birden aklıma Alfred Hitchcock' un Kuşlar filmi geldi. seyrettiğim en iyi korku filmlerinden biriydi ve aynen karşımda oynuyor gibiydi. üstelik hava da bu filme tam uygundu. bir taraf güneşli diğer taraf simsiyah :)

kargalar gün geçtikçe daha da büyük ve korkusuz kuşlar haline mi geliyor ? yoksa bana mı öyle geliyor :)





27 Aralık 2006

su blogspot..

daha sık yazmaya baslayinca şu blogspot olayını biraz kurcaliyayim dedim. ilk olarak arka planı degistirdim ve bircok bilgi de beraberinde uctu. onlari tekrar yerine koyana kadar epey ugrastim. oysa bu bilgisayar konusunda cok tecrübesiz de sayılmam. farkettim ki insan uzun süre profesyonel olarak ayrı kalınca çok seyi unutuyormuş. bir türlü su resim olayini profile eklemeyi, counteri, linklerin farklı sayfada acmayi beceremedim. profilimde görünen resim bazı başka web sayfalarında görünmüyor. anlamadım gitti bu işi. bazı bloglarda o kadar guzel yorumlar görüyorum, cok hoşuma gidiyor.ben ise da resim eklemeyi bile tam olarak başaramadim... neyse denemeye devam !!

31 Ağustos 2006

evet geldim..

8 ay kadar once kesfettim bu bloglar alemini. Kimini gercekten zevkle kimini de merakla takip ettim. Kendimin de bir gun boyle bir sayfaya gerek duyacimi dusunmemistim. Evet bu ilk gunum. Anlatacak cok seylerim var. Ancak biraz toparlamam gerek