koca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
koca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ocak 2009

zamane çocukları..



can'ı mümkün olduğu kadar bilgisayardan uzak tutmaya çalıştık. zamane gereği ileriki yaşlarda o kadar çok içli dışlı olacak ki ne kadar geç ilgilenirse o kadar iyi olur diye düşündük. ta ki babamız seyahatlerinde kolaylık olsun diye kendine ideapad alana kadar. onu görürmez bu benim diye sahiplendi:) boyutu nedeniyle kolay taşınabilir olmasından dolayı kaptığı gibi geliyor ve bana bigisayal açın diye bağrınıyor. e bizde usul usul laf dinliyoruz tabii. her türlü aramama rağmen henüz şöyle hem eğitici hem de zevkli bir oyun sitesi bulamadığım için de mümkün olduğu kadar balon patlamaca/ balık yakalamaca gibi masum oyunlar ve boyamalar açmaya çalışıyoruz. ancak bizimkisi 40 yıllık usta gibi tıkır tıkır mouse kullanıyor ve bu oyunları artık beğenmiyor :)ben 27 yaşında ve sadece işim gereği öğrenmek zorunda kaldığım için cidden şaşıyorum. bu çocuklar ekstra bir teknolojik yetenekle doğuyorlar sanırım. bu arada şöyle eğlenceli masum siteler bilen varsa bana yazar mı lütfen :)

geçen sabah kahvaltıda babasıyla bunu konuşuyoruz.

baba : ya bücüre bak. adam benden daha iyi oyun oynuyor.

anne : e zamane çocukları...

can : ben zamane çucugu değilim. ben ışılım çucuğuyum.

anne baba : :))))))

ışılım gittiği yuvanın adı ve tiyotraya gittikleri zaman mesela onlara öyle sesleniyorlarmış..

6 Kasım 2008

39...

ürkünç bir rakam gibi sanki.. 39.. 40 ' a bir kala..

sihirli 30 rakamının sonu... 40'a sadece bir senecik kaldı.

ama sanırım ben artık hep bu 39' da kalacağım :)

gerçi 29'da da aynı düşünceye sahiptim.. ne oldu ?

şimdi 39 oldum...

tahmin edileceği gibi bugün benim doğumgünüm :)

ama yaklaşık 10 senedir pek kutlamıyorum. yaşlandığımı bir de kutlayarak hatırlamak istemiyorum..



ancak tam 3 senedir artık kimse hatırlamıyor. neden mi :)



işte bu sebepten dolayı : ))






onun doğumgünü de yarın.. artık herkes sadece onunkini hatırlıyor ve onunkinden dolayı da benimkini..

ne garip bir dünya değil mi ? 3 senelik minik fasulye 39 senelik koca bir hayatı nasıl yerlebir ediyor:) benim minik hediyem :)

bugün ilk aldığım kutlama ve hediye -inanmayacaksınız ama- digitürkten oldu. bana tam 3 gün 3 gece full kanal hediye etmişler :)

ama en büyük hediyeyi sevgili kocacığım verdi. ortağı olacağım yeni şirketinin bugün kuruluşu yapıldı. umarım doğru şeyi yaptım :)

23 Ekim 2008

bardağın dolu tarafı...

evet bir de bu taraftan görmeye çalışmaya çalışacağım.. şöyle sıralayalım..

kuzenim şu an hala yoğun bakımda. ancak ilk günlerdeki olumsuz hava az da olsa dağılmış durumda. şu an stabil durumda, ancak beynindeki ödem çok yavaş gerilediği için ameliyata alınamıyor ve vücudunda inanılmaz kırık var. ama şu arabadan çıkıp, hala yaşıyorsa gerçekten
şükretmek gerek sanırım. ( haberde yaşını da yanlış yazmışlar !)

arabam maalesef hala tamirde. ama yukardaki durumu düşündükçe maddi hasar ile kurtulmuş olmamıza şükretmeliyim.

eşim kendini yeni işine adadı. ancak tam olarak düzen oturması, büro bulunması, müşteri ile diyaloglar derken 4-5 ay geçeçecek sanırım. genelde yenilikler konusunda oldukça tembel olan kocam bu konuda çok çaba harcıyor. işten ayrılmasına da nerdeyse şükrediyorum diyeceğim :)

minik canavarım ise tam formunda:) benim negatifliğim ona da yansıyor ve herşeye kızıyor, ağlıyor, tutturuyor, bağırıyor, surat bir karış dolaşıyor. resmen depresyonda ! ama yeniden yuvaya başladı. biraz olsun düzene giriyor ve düzeliyor. olsun , o sağlıklı, akıllı bir bücür.
bunun için de şükrediyorum....

işte bu.. neden her zaman şu bardağın sadece boş tarafını görmek için çaba harcarım ?
oysa dolu tarafı her zaman daha sakinleştirici ve yapıcı.. sanırım :)

artık bloglarımı gezmeliyim. onlardan çok uzak kaldım.

not : destek yorumlarınız için çok teşekkürler..

10 Ekim 2008

:(

güzel yorumlarınız için çok teşekkürler...

ama maalesef herşey daha da kötüye gidiyor.

sanırım allahım diyor ki sen şikayet ettikçe ben sana daha çok sebep vereceğim. bu bayram bu ülkeye olduğu kadar bize de hiç iyi gelmedi.

aslında bu postta güzel bir akraba ziyaretinin detayları olmalıydı. epeydir görüşmediğimiz yalovadaki kuzenimin yeni evinin resimleri ve can ile yaşıt olan cimcime kızının maceraları.
güzel geçen 3 gün, ama balyoz etkisi olan son. ağaçların arkasında kendi kendine yanan trafik ışıkları, 100 mt içinde tam 4 tane ışık ve sonrasında saniyelik bir kafa çevirmenin sonucunda güzel bir trafik kazası. allaha şükür bizde birşey yok, çünkü tümümüzde kemer vardı. öndeki arabada da görünürde maddi olarak bir hasar yok. ama benim arabanın önü tabii ki paramparça oldu ve inanılmaz masraf çıkardı. e tabii o arabanın ordan oraya taşınmasının telaşı ve yorgunluğu da çabası.
içime yiyen ise trafikte cidden çok dikkatli olan ben nasıl oldu da böyle bir kazaya sebep oldu. sürekli düşünüyorum ve gözümün önüne sadece o çarpma sesi geliyor.

ikinci balyoz ise eşimin bazı anlaşamamazlıklar yüzünden işinden ayrılması oldu. aslında 6 aydır kendi işini kurma için organizyonlar yapıyordu ama en azından bazı şeyler oturana kadar işten ayrılmayı düşünmemişti. iş durumlarının ve işveren olmanın verdiği bazı küstahlıklara dayanmak gerçekten çok zordur ve bunu yapması gerçekten kaçınılmazdı. ama bu durum bizi maddi anlamda çok zorlayacak.

ardarda bu olumsuzluklardan sonra artık ne düşüneceğimi, hissedeceğimi bilmiyorum. bir yandan bize ve özellikle de oğluma birşey olmadığı için şükretmeliyim diyorum, ama diğer yandan neden herşey bu kadar arka arkaya kötü gider ki insanın hayatında diye kendi kendimi yiyorum.

herşeyde hayır vardır diyerek kendimi telkin etmeliyim! miyim ?
aslında artık düşünmek de istemiyorum.....

1 Ağustos 2008

kumbağ...








geçen haftasonu ilk hedefimiz saroz erikliydi. yıllar önce birkaç kez gitmiş, denizin muhteşemliği karşısında mest olmuştuk. ancak yol gözümüzde büyüyünce karar değiştirip kumbağa gidelim dedik. açıkcası burayı daha önce pek duymamıştım. ama yakın olunca ve de denizinin de yeniçiftlik benzeri olduğunu görünce hsonunu orda geçirmeye karar verdik. keşke saroza devam etseymişiz..


ctesi sabah 10.30 olmasına rağmen yer bulmak için 1 saat gezdik ! sırasıyla tüm otellere, eli yüzü düzgün apartlara, pansiyonlara sorduğumuzda hep aynı cevapla karşılaştık :" hsonu yerimiz yok." gerçekten mi yok ya da sadece ctesi gecesi olduğu için mi "yok" ? o kısmı pek anlayamadım. epey bi dolandıktan sonra merkezde bir apart otelde bir oda bulduk. adam 6 katlı bir apartmanını daire daire ve oda oda kiralıyormuş. zaten burada kiralık olmayan bir yer yok gibiydi. gördüğümüz tüm apartmanların girişinde kiralık yazısı vardı ve biz buna rağmen çok zor yer bulabildik. 3 odalı bir evin en büyük 3 yataklı odasına kavuşunca çok mutlu olduk. erken sevinmişiz.

hemen eşyalarımızı bırakıp deniz kenarına gittik. sahil kalabalıktı ama fena değildi. can ilk defa bu sene babasıyla denize girdiği için çok mutluydu. ikisini de denizden çıkarmak için epey çaba harcamam gerekti:) dinlenme aralarında oğlum bana bir doğumgünü pastası hazırladı ve hatta şarkısını da söyledi. nerden aklına geldi bilmiyorum:)




bir tane yetmedi, bir de ikincisini yaptı:)




akşam yemeği yemek için adamakıllı bir yer bulmak gerçekten çok zor oldu. en sonunda iki gözümüzü de kapatıp bir yerde yemek yedik. elimizde dondurmalarımızla var olan tek caddesinde yürürken can bey lunaparkı keşfetti. gördüğüm kadarıyla aletler genel olarak yeni ve temizdi. henüz çok da kalabalık da değildi. hemen çarpışan arabalara bilet aldık. bindik ve elektirikler kesildi !!!


arkadan kızların sesi geldi:" ayy ne oldu"

benim oğlan çok ciddi ve sakin bir ifadeyle olaya müdahale etti:"bisey yok. elektilik gitti sadece." :))


15-20 dakika bekledik, ama maalesef gelmedi. odaya döndük, babasıyla sarılıp uyudular. 1 saat sonra elektrikler geldi ve ben de odada sıkılınca dışarıya çıkıp biraz hava alayım dedim. aman allahım o ne manzaraydı. hayatımda bir tatil kasabasında böyle bir kalabalık ve gürültü görmemiştim. insanlar kaldırımlar aşmış, caddelerde yürüyorlardı. gündüz doğru düzgün arabanın geçmediği yol tıkanmış, jandarma açmaya çalışıyordu. yan yana bir sürü çay bahçesi adı altında ve garip bir şekilde "böğüren" şarkıcılarla dolu lokantalardan inanılmaz bir gürültü çıkıyordu. gündüz ile gece arasındaki fark korkunçtu. bir saat kadar hayretle etrafta gezindikten sonra odaya dönüp uyudum.


sabah doğru 4 gibi sevgili oda komşularımızla tanıştık. önce dairede başka insanların olduğunu umursamadan kapılar çarpıldı, kıkır kıkır güldüler, konuştular. gençtir dedik, ya sabır dedik. sustuk. ama yarım saat sonra bu gürültüler hala geçmediği gibi yanıbaşımızdaki balkona çıkıp bir de çekirdek çıtlatmaya başladılar !!! gece uykusu çok derin olan çocuk bile uyanıp " anne, bu adamlal bulaya gelmesin" diye korkmaya başladı.

kocam ise boşver susarlar şimdi diye beni telkin etmeye çalıştı. ben dayanır mıyım. kalkıp "kibarca" uyardım. "tabii haklısınız" dediler ve bilin bakalım ne yaptılar. evet evet.. kalkıp yatmadılar. sadece seslerini biraz daha kısıp biralarını zıkkımlanmaya ve çekirdeklerini çıtlatmaya devam ettiler. başka çare göremeyşince can'ın yanına kıvrılıp onu sakinleştirmeye çalıştım. en sonunda üçümüz de bayılıp yatmışız.


sabah erkenden kalkıp ve tüm kapıları bir kaç kez çarpıp çıktıktan sonra bir yerlerde kahvaltı yaptık. bitirmeye yakın yan masamıza 2-2,5 yaşlarında bir kız çocugu ile anne ve babası geldi.

benim bilmiş bücür ise hemen dönüp onlara laf attı. bu huyu maalesef yeni edindik. bunu nasıl engelleyeceğimi de bilmiyorum. heryerde ve herkese müdahale ediyor. babası kızına komik birseyler söyledi ve can da hemen yorum yaptı :


"anne bak komik birseyler söyledi bu adam." e tabii ben yerin dibinde biryerlerde. biraz sonra da kıza akıl verdi :)

" bak yemezşen büyümezşin. baaak ben büyüküm. ben çook yedim çünkü." ve bunun gibi daha ne cümleler:)


insanlarla diyaloğu konusunda bu denli rahat olması bir yandan hoşuma gidiyor. ama insanların onun bu hazır cevaplılığına kötü bir cevap verecekler ve can da buna çok alınacak diye ödüm kopuyor. tanımadığı insanlar ona ters birseyler söyledikleri zaman çok kötü oluyor ve hemen hıçkıra hıçkıra ağlıyor. susturmak ise imkansız oluyor.


kahvaltı ertesi hemen sahile gidip ve dün akşamki mahşer kalabalığını o sahilde görünce pılımızı pırtımızı toplayıp eve doğru yola çıktık.


bir daha da buraya adımımızı atmamaya karar verdik.

21 Ocak 2008

pazar günü savaşlarımız...

oldum olası pazar günlerinden nefret etmişimdir. özellikle de saat 3ten sonra hiç çekilmez.. nedense ertesi günün stresini bir gün önceden hissetmeye başlarım. oysa şurda topu topu 2 gün tatilimiz vardır. bunun da yarım gününü iş günü öncesi bunalımı ile geçiririm. bunun etkisi mi yoksa hep beraber olmanın verdiği dayanılmaz hafifliğin etkisi midir bilmiyorum, ama pazar günlerimiz bizim kavga günlerimiz olmaya başladı. sadece karı koca kavgası da değil, anne cocuk kavgası, baba cocuk kavgası, anne baba cocuk kavgası şeklinde her türlü hal alıyor.

sabahtan başlar muhabbetlerimiz.


kocaya deriz ki "ya pazar günü de şöyle taze taze ekmek yiyelim, hadi fırından alıver". başlar söylenmeye " ya onun bir pazarı varmış, o dinlenmek istermiş. ne gerek varmış mış mış ".
bu defa da ben terslenirim " ya bir tek sen mi çalışıyorsun, o zaman sen gel kahvaltıyı hazırla vıdı vıdı".


böylece ilk kavgamızı savarız.


kahvaltı biter. hava güzel ise nereye gideceğiz kavgası başlar. ben isterim ki açık havaya gidelim, çocuk temiz hava alsın. o ise yeni alışveriş mekanlarını gezsin dolaşsın . genelde ben kazanırım ama bu defa da yol için beni yer bitirir. "neden bu yola sokmuşum onu, berbat trafik varmış, bilmediğimiz yerlere niye gidermişiz vıdı vıdı" .


çocuk uykusunu evde doya doya yaşasın diye erkenden döneriz. bu defa da can bey ile başlar kavgamız. eve dönmek istemez. dışarda laf dinlemez. uyku saatini aştığı an minik bir canavara dönüşür. evde de uyku uyumak istemez. başlarız üçümüz birbirimizi yemeye..


bitmedi.. beyimiz uykudan uyanır. tabii ki ters tarafından kalkmıştır. yemek yemez. oyuncaklarla oynamaz. en ufacık birşeye sinirlenir ve elinde ne varsa etrafına fırlatır. bu defa baba cocuk kavgası başlar. çünkü hedefi genelde babasının kafasıdır ve tutturur :)


nihai olarak da gece ile noktalanır. bu defa da çcocugu kim yatıracak dırdırı başlar. ama çcocuk ta bunun için her türlü desteği verir. kesinlikle pyjamasını giymez. çırılçıplak etrafta dolaşır. onu zaptedip giydirine kadar anne deli olur ve hatta onu artık sarsar.


en sonunda ne mi olur ? annedeki tüm haftanın sabırtaşı modu biter, sinir krizi geçirir, kendini balkona kapatır ve ağlar ağlar ağlar. baba mecburen çocuğu yatırır. çocuk suspus olmuş bir şekilde 5 dakika içinde uyur. baba da sesini çıkarmadan geceyi bitirir.

bir pazarımız da böylece bitmiştir. pztesi sabahı herkes mutlu mesut kendi yoluna gider.

son 15 gündür benim oğlum gitti, yerine başka bir çocuk geldi. onu tanıyamıyorum. terrible two gibi sanırım terrible three de geçiriyoruz. herşeye itiraz ediyor. dudak büküp onu istemiyom, bunu yemiyom, bunu yapmıycam deyip duruyor. sürekli bir negatif bir mod halinde. ben de sürekli içimden 10 a sayarak ya sabır diyorum. ama bu durum tüm enerjimi tüketiyor ve çok yoruluyorum.

25 Ekim 2007

Nedir bu kocalardan(erkeklerden) çektiğimiz..

bilmem sizlerin kocaları nasıl, ama benimkisi kadar rahatı yoktur herhalde.. yaptığı olumsuz her hareketin sorumlusu hep başkalarıdır. en yakında da ben olduğum için de bu genelde benimdir.. ama dikkatinizi çekerim sadece olumsuz davranışların sorumluluğu başkalarına aittir. örnekler :

-sabah telefonun saatini kurar. kalkması gereken saatten nerdeyse 1 saat öncesinden başlar bu telefon ötmeye. 15 dakikada bir öter, kapatır. bu bir saat kadar böyle devam eder. 6-7 ay önce ben de kızmıştım ona. kalkacağın zaman kur şu saati demiştim. ama işine gelmediği için dinlememişti. dün uyuyakaldı. tahmin edin bunun sorumlusu kimdi ?! cümle de şu : “ e sen istedin saati kapatmamı. senin yüzünden oldu !! ”

-birkaç gün önce mutfak tezgahın kenarına bardak koymuşuz. koca da elini çarptı ve tabii bardak bin parça yerde. yine şu cümle :“ ya şu bardağı neden buraya koyarsın. brada durmasaydı, çarpmazdım.”

-ilk defa gideceğimiz bir yer için adres arıyoruz geçenlerde. sanırım tüm erkeklerdeki problemlerden biri adres sormamaktır. nedense gururlarına yediremezler. benimkisi başı çeker bu konuda. epey dolandıktan sonra doğal olarak ‘soralım birilerine’ diye söyleniyorum. en sonunda çok yanlış bir yola girdik ve dönüşümüz de kmlerce ilerde. tepkisi şu : “ ya sen bu kadar çok konuşmasaydın ben bulurdum bu adresi”

bunun gibi nice sinir harbi yaşadığm anlar oluyor bu adamla. onun aksine ben, yaptığım olumlu olumsuz her hareketimin sorumluluğunu alırım. hatalıysam itiraf ederim. başaramıyorsam söylerim. ama başarısızlıklarımdan asla başkalarını sorumlu tutmam. Ee iyisi olmak veya davranmak için çok çaba harcarım. herseyimin düzenli, tertipli olmasını isterim. her zaman mantıklı davranmaya çalışan ben olurum. ama olmuyorsa da bunu inkar etmem.

erkek kardeşim de kocama benzer. böyle zamanlarda acaba erkeklerin tümü mü böyle diye düşünmeye başlıyorum. acaba “analarımız onları bu denli “sorumsuz ve rahat” mı yetiştirdi. neden biz kızlar her zaman daha aklı başında davranmak durumunda kaldık ve hala da kalıyoruz. evi çekip çeviriyoruz, çoğumuz çalışıyor, çocuğumuzu en iyi şekilde yetiştirmeye ve de ailemizi de ihmal etmemeye çalışıyoruz. ben de bir oğlan anasıyım. bu hataları yapmamak için ne yapabilirim, onu düşünmeye başladım. aldığı her kararın sorumluluğun almasını istiyorum çünkü. istiyorum ki hayat karşısında dimdik dursun. gerektiğinde hayır! demeyi bilsin. hiçbir zaman başkalarının arkasına sığınmasın..

sebep bu videoda çok farklı da olsa sanırım yakında biz de bu halde olacağız :))