ailem. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ailem. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Eylül 2009

ıhlamur kasrı...




işte yine istanbulun sayılı cennet köşelerinden biri.

ıhlamur kasrı.. üstelik annemin yanıbaşında ama

sanırım bunca senedir 3. cü ziyaret edişi. ben bu

tarafta oturuyor olsaydım, valla her fırsatta orda olurdum.

çünkü yemyeşil, sessiz, tertemiz, fazla büyük olmayan

korumalı alan, yani yerinde duramayan, çimenlerin üstünde

koşturmaya bayılan bir cüce için ideal. çünkü nereye

koşarsa koşsun peşinde koşmanıza gerek olmadan

hep gözünüz önünde, kaybolmasına imkan yok.

içinde çok hoş bir de lokantası var.


bir de üstüne pazar günü gittiğimiz için

daha hoş süprizlerle karşılaştık. sağımız, solumuz

gelin doluydu !! orda bulunduğumuz süre içinde

yanlış saymadıysam 14 gelin fotograf çekimi için

orda bulunuyordu. saatlerce parkın nerdeyse

her köşesinde çekim yaptılar:)

ben bu kadar sabırlı olamazdım valla:)

ama yine de o beyazlar içinde güzelleri

seyretmek zevkliydi:)


1 Eylül 2009

arada bir fikrimühim ...



aslında bu paket şu kampanya ile birlikte gelmişti, ancak tüm çeşitleri
denemek, dağıttığım kuponların sonuçlarını toparlamak ve en büyük
faktör olan tembelliği aşmak için zaman gerekti:)

paketin içeriği eker sütlü tatlılar idi. içinden birsürü indirim kuponu,
ayrıntılı bir tanıtım kitabı ve en güzeli de süsleme kalıpları çıktı.
indirim kuponlarının bir kısmını anneme, bir kısmını da iki
arkadaşıma paylaştırdım. sonuç olarak tümümüzün fikirleriyle
şu sonuçlar çıktı. üç kategoriye ayırdık :

çok sevdik :
sakızlı muhallebi (favori)
keşkül
sütlaç
supangle
tavuk göğsü (favori)

sevdik :
krem karamel
krem şokola

az sevdik :
profiterol ( içindeki toplar çok kuruydu ve sosunda da
çok fazla bitter tadı vardı.)

höşmerim ( aslında çok sevdiğim bu tatlıyı bu pakette
pek tutmadım. fazlasıyla şekerli ve ağza çok çatır çatır
bir tad geliyordu.)

eker genel olarak süt ürünlerinde, özellikle de ayranda favorim olmuştur.
en büyük sebebi tadı ve cam şişe kullanmasıdır. hala buzdolabında bu
şişeler su şişesi olarak çok işe yarıyor. üstüne sütlü tatlı olmasının ve
fiyatlarının da hafifliği de eklenince bizim için bu ürünler de vazgeçilmez oldu.
tavsiye ediyoruz efenim :)

ama bir şikayetim daha var. porsiyonları biraz daha büyük olabilirdi:)))

29 Ağustos 2009

gecikmiş postlar serisinin ilki...

tembelliğime kurban gitmemesi gereken anılar bunlar.

malum ev sessiz sedasız iken taslakları az çok tamamladım.

bunların arasında en önemlisi kuzenimin düğünü oldu.

daha önce de bahsettiğim gibi ailemiz pek geniş olmadığından

öyle düğün, sünnet gibi olaylarımız fazla olmaz. oğlumun da ilk

yakın akraba şenliği idi bu:)



kına gecesi öncesinde ona nereye gideğimizi anlatmaya çalışırken

ona " şıkır şıkır oynamaya gideceğiz." dedim. demez olaydım.

adam gidene kadar " ben gitmem de gitmem." dedi. o oynamaz mış..

erkek adam ya.. bozar onu :)


AMA sanki istemem diye tutturan o değilmiş gibi tüm gece

oynadı cüce. köçek oğlum :) işte ispatı :




nikahta ise surat yine beş karıştı. neden bozulduğunu ve neden böyle

davrandığını bir türlü anlayamadım.


gelinimiz de pek güzel olmuştu :)



ama gecenin en güzel finalini de yine cüce yaptı. adam çekirgeyi oynadı!


işte benim minik çekirgem :)



bu da teyzemiz için. seni çok seviyoruz. öpüldün :)

26 Ağustos 2009

enerji depolamalıyım...

çünkü şu an rezervlerimi bile tüketmiş durumdayım..

bu huysuz ruhsuz hallerimin sonuçlarını en çok da oğlum çekiyor..

bunun için o bir kaç günlüğüne anneannede enerji topluyor, ben de evimde..

çok kötü bir anne değilim, değil mi....

3 Ağustos 2009

ders notları :)


anneanne ile torun bulmaca çözüyor ..
anneanne soruyor : evlerimizde yaşayan bir evcil hayvan türü?

torun cevaplıyor : can çocuk !

anneanne mi ? : tabii ki yerlerde :)))))))))

-------------------------------------------------

ana oğul olağan ders saatlerinde ..

anne : yahu oğlum. neden şu rakamları hep ters yazıyorsun?

oğul gayet soğukkanlı : birşey olmazz.

anne : şimdi burdaki iki kelebek yeşil, 3 kelebek ise sarı boyanacak.

anne bunu sanki söylememiş gibi eline kırmızı ve mavi renk alır.

anne : oğlum burda renkleri farklı yazıyor.

oğul : onlar yanlış yazmış anne. doğrusu kırmızı ve mavi olmalıydı.

anne : ??

----------------------

sürekli kitaplarda yazılanın tersini yapma modundayız. elbette
şu an için çok da ciddiye almıyorum. ama ilerisi için de bu tavrı
beni korkutmuyor da değil...

24 Nisan 2009

annemin cicileri:)

sevgili enne ' ye özendim:)
ben de annemin yaptığı cicilerin resimlerini yayınlıyayım dedim :)
sanırım 9 sene önceydi. can sıkıntısından dolayı başlayan bu merak ciddi
ciddi tutkuya dönüştü. yaptığı örtüler, panolar deli işi:)
işte bunlardan bazıları ...



özellikle dantel ve boncuklu yaptığı bir örtü var ki, açmaya kıyamıyorum:)bir ara onlarından resimlerini koymalıyım.

19 Nisan 2009

damlaya damlaya..

göl olur demiş sevgili atalarımız.
bu zamanda zaten akmıyor ki artık, değil mi :)
sadece damlıyor..

ben de anneme destek olmak amacıyla yaptığı
ürünleri http://www.pasaj.com/ sitesine koydum. elişi,
özellikle de kırkyama(patchwork) konusunda
benim aksime çok yeteneklidir. hazırladığı yatak
örtüleri/panolar muhteşemdir.

siteye koyduklarımın arasında bizim ailenin vazgeçilmezi
beztorbalar da var. bez torba kullanma alışkanlığı almanyadan
kalma bir alışkanlık. orda naylon poşetler yüksek bir rakama
satıldığından dolayı bez torba/file/sepet kullanımı yaygındır.
burda da özellikle pazarlarda kullanılan o iğrenç çöpten üretilen
poşetleri görünce annem oturup etrafında herkese bu torbalardan
yapmıştı. aynı zamanda benim gibi küçük çocuk sahipleri için
de çok işe yarıyor. bazen kiyafet torbası, bazen oyuncak torbası
oluyor. plajda/havuzda da çok kullandık. yıkanabildiği için de
tertemiz kalıyor.

artık aldığımız her üründe dönüp çevreye zararı ne kadar
diye düşünmek zorunda kaldığımız zamanımızda bu tarz
ürünler gerçekten işe yarıyor.

ben de hem geçenlerde okuduğum pazarfilesine dönüş kampanyasına
hem de anneme bu şekilde destek olayım dedim.
doğru yapmış mıyım :)

bana göre herbirinden sadece tek ve elişi olan bir ürün, aynı zamanda
çok güzel bir hediye seçimidir.

12 Mart 2009

geçmedi...

evet maalesef kriz bizi de teğet geçmedi. kardeşimin grafik tasarımcısı olarak çalıştığı şirket gecen ay kapandı. aslında bu kapanmanın krizden çok şapsal ve aciz işverenle alakası vardı ya , neyse.. elbette bu hepimiz için şok oldu. kardeşim ilk defa işsiz kaldı yenisini bulması imkansız gibi görünüyor, annem panik oldu ama içine atıyor, ben inanılmaz derecede üzüldüm. sonuç olarak kirada oturuyorlar. çok yüksek sabit giderleri var ve freelance çalıştığı ufak tefek işler dışında maalesef elinde birşey kalmadı. en sonunda -sanırım- en doğrusunu yaparak kendi ajansını kurmaya karar verdi.

aşağıda onun hazırladığı tanıtım sayfasını ekliyorum. kardeşim olduğu için söylemiyorum işinde de gerçekten de çok iyidir. belki bu tarz bir oluşumu arayan birileri vardır.. bu konuda mailimden de ulaşabilirler.

not: fotograf üstüne tıklanırsa detaylar daha net belli olacaktır.

18 Ocak 2009

ayı :))

uyurken yanına pelüş oyuncaklarına sarılarak uyuyan çocuklara bayılırdım. hamileliğimde özellikle yıkanabilen ve bebekler için olanlardan almıştım. bir tavşan, bir köpek ve bir kuzu.

maalesef birçok konuda olduğu gibi bu konuda da hayal kırıklığına uğradım. bunlara hiç ilgi göstermediği gibi ele avuca geldiğinden itbaren onları oraya buraya atmaktan başka birsey yapmadı. sadece şu minik atı uyku aracı olarak kullandı:) çok da hijyenik bulmadığım için de bir daha hiç pelüş oyuncak almadım. ta ki bu seneki yılbaşı partisine kadar. bana verilen not kağında ayıcık istediği yazıyordu. şimdiye kadar araba ve benzeri oyuncak istemeyen adam ayıcık istemiş. şaşırdım. hatta çaktırmadan tekrar sordum. evet mavi ayıcık istiyorum dedi.

sonra aklıma geldi pisi kedi kitabında çocuk hep mavi bir ayıcıga sarılıp uyuyordu. bu kitabı okumayı bırakalı nerdeyse 6 ay oldu ama unutmamış:)





bulduk ve işte bu ayıcığı aldık :



ama asıl muhabbet bundan sonra başladı.


anneanne : oğlum ona bir ad verelim. ayıcık olsun mu.

can : hayılll.. o bir AYI !

anneanne : peki şımarık olsun.

can : hayıll.. o bir AYI !

anneanne pes etmez : ama bak sen de bir çocuksun ve senin adın can. onun da bir adı olmalı.

can : anneanne onun adı var zaten. o bir AYI :))


anne işte bu noktada kopar :)))

ama anneannenin ısrarları hala da devam eder..
sonuc mu :)
buyrun :)

23 Ekim 2008

bardağın dolu tarafı...

evet bir de bu taraftan görmeye çalışmaya çalışacağım.. şöyle sıralayalım..

kuzenim şu an hala yoğun bakımda. ancak ilk günlerdeki olumsuz hava az da olsa dağılmış durumda. şu an stabil durumda, ancak beynindeki ödem çok yavaş gerilediği için ameliyata alınamıyor ve vücudunda inanılmaz kırık var. ama şu arabadan çıkıp, hala yaşıyorsa gerçekten
şükretmek gerek sanırım. ( haberde yaşını da yanlış yazmışlar !)

arabam maalesef hala tamirde. ama yukardaki durumu düşündükçe maddi hasar ile kurtulmuş olmamıza şükretmeliyim.

eşim kendini yeni işine adadı. ancak tam olarak düzen oturması, büro bulunması, müşteri ile diyaloglar derken 4-5 ay geçeçecek sanırım. genelde yenilikler konusunda oldukça tembel olan kocam bu konuda çok çaba harcıyor. işten ayrılmasına da nerdeyse şükrediyorum diyeceğim :)

minik canavarım ise tam formunda:) benim negatifliğim ona da yansıyor ve herşeye kızıyor, ağlıyor, tutturuyor, bağırıyor, surat bir karış dolaşıyor. resmen depresyonda ! ama yeniden yuvaya başladı. biraz olsun düzene giriyor ve düzeliyor. olsun , o sağlıklı, akıllı bir bücür.
bunun için de şükrediyorum....

işte bu.. neden her zaman şu bardağın sadece boş tarafını görmek için çaba harcarım ?
oysa dolu tarafı her zaman daha sakinleştirici ve yapıcı.. sanırım :)

artık bloglarımı gezmeliyim. onlardan çok uzak kaldım.

not : destek yorumlarınız için çok teşekkürler..

16 Ekim 2008

allahım ne olurrrr...

bundan daha kötü olamazz..

şu an kuzenim hastanede komada, ölümle savaşıyor..

trafik denilen canavara yenilmek üzere..

o daha bir ana kuzusu, o daha hayatın başında, 30 bile olmadı daha :(

ne olur allahım.. sana yalvarıyorum.. ne olur daha da kötüsünü yaşamayalım..

23 Eylül 2008

sultanahmet..

ramazan gelince sultanahmet de ziyaret edilmeden olmaz değil mi. e biz de gezmeye alışmışken geçen akşam anneanne, anne, teyze ve torun olarak tam kadro sultanahmete gittik. herzamanki gibi çook kalabalık . ancak sanki geçen seneye göre daha temiz, daha derli toplu gibiydi. bir kere sucuk köfte kokuları yok olmuş, çok iyi olmuştu. daha çok tatlıcı tarzı yerler vardı. her yer tertemizdi.

biz girer girmez hemen birer porsiyon künefeyi midemize indirdik. uzun süredir gerçekten künefe tadında künefe yememiştim. iyi geldi. can bey daha sokağa girmeden başladı. onu istiyom, bunu istiyom, şunu istiyom diye. bu tutturma işini korkunç bir boyuta getirmiş durumda. elinde mesela dondurma varken haşlanmş mısır da istiyor, gördüğü her türlü oyuncak ya da en basitinden bir balon için bile mini bir kiyamet koparıyor. istediği herşeyi alan biri değilim. ne kadar ağlarsa ağlasın istedikleri yapılmıyor. ama yine de inatla usanmadan şansını deniyor. son dönemde onun birçok konuda ne kadar olgunlaştığını gördüğüm halde bu isteme işinde neden hala bebek gibi davranıyor anlamıyorum. sanırım şu ya sabır cümlesini sabırla söylemeye devam etmeliyim :)
hmmm künefe :)

teyzemizin özel isteği üzerine :)

sultanahmet camiinin altındaki çay bahçesine giderken yolumuz üerindeki başka bir çay bahçesinde bu gösteri vardı. biz de durup seyrettik. yanımızdaki ispanyol turistler de heyecanla izliyorlardı. gösteri biter bitmez bizim gibi dışardan seyreden birkaç kişi ve turistler, hatta can bile alkışlarken içerdeki bir allahın kulu kılını ile kıpırdatmadı !! turistler de neden kimse alkışlamadı diye şaşırarak gitti. diyemedim tabi, biz türkler güzel olan hiçbir olaya değer vermeyiz diye :(
tiryaki oğlum benim :)


çeşmedeki tekne gezintisinde denk geldiğimiz zennenin videosunu bir türlü yükleyememiştim. çay bahçesindeki konser esnasında dayanamayıp sahneye fırlayan "seyirci " en az onun kadar iyiydi. buyrun :)

21 Eylül 2008

ortaya karışık..1

temmuz ve ağustos ayları içinde istanbul içinde keşifler yapalım dedik. çoğu zaman kalabalıktan dolayı gitmek istemediğimiz veya bloglardan okuduğum tavsiyeler üzerine bir liste yaptık.


en güzel gezme zamanıymış meğer istanbulda bu aylar. her yer tenha, sakin. gene olarak trafik bile yoktu.

santralistanbul

'e hayran kaldık. böylesi yeşil, bakımlı ve büyük bir bahçenin olduğu bir yer hiç beklemiyorduk.
mest olduk.


















o sıcaklarda bahçenin serinliği ve çimenlerin kokusu çok iyi geldi.


















gördüğü her alet için "bu ne işe yarıyor" diey sordu. merakı gerçekten de içtendi.

mühendislerin yüzkarası babası da cevap vermeye çalıştı :)












içerdeki çok sayıdaki ufak deneylerle çok eğlendi.




























ordan çıkışta ise aylardır, belki de senelerdir gitmediğimiz rumelikavağına gittik. telli babanın üstündeki lokantalardan birinde birşeyler yedik. manzara her zamanki gibi nefes kesiciydi.














istinye park

zaman zaman anneanneye birkaç günlüğüne kampa da gittik. :) anne olmak yerine, orda yeniden çocuk olmak ne iyi geliyordu:) o günlerden birinde istinyeparkı ziyaret ettik. ben anti avm'ci olarak çok mutlu olmasam da annemin baskısıyla gittik. ordaki rainforest cafe 'de ilgisini çekecek mutlaka güzel şeyler olduğunu söyledi. gerçekten de öyle oldu. balıkları uzun uzun izledi. başta korksa da timsaha bayıldı. ordaki çocuklara hatta timsahlar konusunda ders bile verdi:)















anneannede bu arada pamuk şekeri tıkıyor:)
































18 Eylül 2008

erdek..

ağustosun 3. haftasında evdeydik. 2. haftasında yine bir büyük teyze yazlığı gezisi yaptık. bu defa otobüste daha sakin ve usluydu. haftasonuna doğru teyzesi de gelince yine çok keyifli bir hafta geçirdi. anneanne ve teyzeye çook düşkün. istiyor ki herzaman birlikte olalım. özellikle teyzesi oyun arkadaşı:)
















çook heyecanlıyız:) teyzeye yetişmeye çalışıyoruz.

-----------------------------------------------
ağustosun ilk haftasında yakın yerler ararken erdek çıktı karşıma.. üstelik can ile tek başına olacağım ve bende araba olmayacağı için de ulaşımı rahat olmalıydı. üyesi olduğum gruplardan birinden erdekte mini otel tavsiyesi geldi. resimlerden gördüğüm kadarıyla da çocuk için ideal gibiydi. tam pansiyon olması da büyük avantajtı. sonuç olarak erdek' e ilk defa gidiyorduk ve araba olmadığı için bir yerlere çıkmam zor olabilirdi. fiyatı da fena değil gibiydi. niyetimiz 5-6 gün kalmaktı.
öğlen feribotuyla bandırma'ya geçtik. gözümde en çok büyüyen ise valizi feribotun merdivenlerinden nasıl çıkaracağım düşüncesi idi. ama valizleri hemen girişe bıraktırdılar, yukarı çıkmamıza izin vermediler. bu tabii bana çok büyük kolaylık oldu, ancak yine de hiç bir kayıt veya isim/numara almamalı veya vermemeleri bana ters geldi. isteyen istediği valizi alıp gidebilirdi!




valizimiz değerli, ne de olsa tüm kum oyuncakları içinde :)































feribotta tabii ki oyun parkına en yakın masalardan bilet almıştım. ama can beni çok şaşırttı ve genelde pek kalkmadan bu pozisyonda oturdu, yerini de kimseye vermedi:) ya da yanıma gelip masadaki diğer çift ve çocuk ile muhabbet etti. genel olarak herzamankinin aksine laf dinledi !:)onun bu sakin ve olgun tavırları karşısında çok mutlu oldum. oğlum büyümüş ve annesiyle tek başına yollara düşebiliyordu artık !
bandırmada feribottan iner inmez dolmuşlarla otogara gittik. ordan da yine hiç beklemeden erdek dolmuşlarına bindik. zaten 15-20 dakikalık bir yol olacağı ve bizim de yarımadanın girişinde ocaklar'da ineceğimiz söylenmişti. öyle de oldu. çok rahat otele ulaştık.
















otelin bahçesi ve kumsalı çocuklar için idealdi. fazla büyük olmayan bahcede ve denize sıfır kumsalda sürekli göz önünde oluyorlardı. kumsal süperdi. her akşam temizlenen bir kum sahil ve tertemiz bir deniz. ancak biraz ilerledikten sonra denizin dibinde otlar yetiştiğinden biraz koyu duruyordu. bundan dolayı can'ı içeriye sokamadım::( hep denizin kenarında o koyu kısma kadar ilerledi. kesinlikle daha fazla gitmedi. kumsalın arkasında güzel koca asırlık ağaçların altında bir lokanta kısmı ve onun arkasında da mini bungalowlar şeklinde odalar vardı. odalar da büyük gayet ferahtı ama çook sıradandı. adı otel olan bir işletme havluyu asacak bir askı bile yoktu. genel olarak temizlik pek iyi değildi. kaldığımız süre boyunca zaten hiç temizlik yapılmadı.bana o kadar güzel tavsiye edildiği için elbette biraz hayal kırıklığına uğradım. yemeklerde çok vasattı. ama sonra öğrendim ki bu sene genç bir çift işletmesini almış ve üstelik hemen fiyat farkı da koymuş. bir sürü eleman çalıştırmalarına rağmen ( kendileri de bu arada sürekli çay kahve ve muhabbet ederek yoruluyorlardı) yeterince düzen koyamamışlardı. kimle konuştuysam hep geçen senelerde çok daha iyi olduğunu söyledi.. yazık olmuş otele.
sonuç olarak can her zamanki gibi süper eğlendi. daha kapıdan içeri girer girmez arkadaş edindive benim için de en önemlisi buydu. bol bol balık ve yengeç gördü. köpek sevdi. ağaçlara tırmandı.















































































































maalesef düşündüğümüzden erken dönmek zorunda kaldık çünkü şansımızdan inanılmaz korkunç bir rüzgar çıktı. konuştuğumuzu bile anlayamaz duruma gelmiştik.

dönüşte korktuğum başıma geldi ve benim bücür bir saniye oturmadı!




















sonuç olarak yakın yerler için de erdek çok güzel bir alternativ. onu artık öğrendik:)

19 Haziran 2008

anneannemizin doğumgünü..

annemin doğumgünü anneler gününe yakın bir tarih olunca nedense hep ikinci planda kalmıştır. ya birleştirilip kutlanmıştır ya da doğumgünü daha sönük geçmiştir. bu sefer bunu biraz değiştirelim dedik ve doğumgününde 3 çocuğu ile birlikte güzel bir kahvaltı yapmaya karar verdik. ona süpriz olacaktı. yer konusunda bir türlü karar veremedik. önce adalara gidelim dedik, ama yolun uzunluğu ve can'ın sıkılma durumundan dolayı vazgeçtik. sonra polonezköy geldi aklımıza ama bu defa da ulaşım sorun oldu. en sonunda burnumuzun dibinde olan ve yine kalabalıktan dolayı pek düşünmediğiniz bir yere gidelim dedik. ortaköydeki beltaş tesislerinde uzlaştık. istanbulda yaşayıp da gidecek yer bulamamak ne kadar komik değil mi :)





pazar günü sabahın erken saatleri olunca denize sıfır bir masa bulmak zor olmadı. mis gibi bir güneşli hava ve muhteşem bir boğaz manzarası karşısında çok güzel bir kahvaltı yaptık.
bizler 3 kardeşiz. ben en büyük, benden 2 yaş küçük bir erkek kardeşim ve 8 yaş küçük bir kızkardeşim var. bu resimdekiler de : kardeşim, annem, gelinimiz ve ben:)

babamı 85 senesinde kaybettik, annem çook gençti dul kaldığında. o dönemde küçük bir yerde yaşamamıza rağmen bizlerin okuması ve istanbula gelmemiz için ve maddi anlamda inanılmaz derece çok çaba sarfetti. o genç yaşında yaşadığı tüm üzüntülere rağmen bizim için bir kale gibiydi. hala da öyledir. seni çok seviyorum anne.





e burada durup boğaz köprüsünü seyreden benim bücürden bir inci duymamak mümkün mü :)
köprünün üzerinden geçen arabaları görünce hayretle bir çığlık attı :
"anne bu arabalar köprüden düşer !" :))





hani bir laf vardır ya. kızlar halaya, oğlanlar dayıya çekermiş diye. kızları bilmem ama benim oğlan tıpatıp dayısı:) görüntüsü, huyları ve deli gibi bir inadıyla hık demiş dayısının burnundan düşmüş. sizce :)?