26 Ekim 2009

hansel ve gretel..

geçen pazar günü ilk defa ana-oğul tiyatroya gittik. daha önceki sinema
tecrübelerimize benzeyecek diye korktum, ama boşa çıktı. başta herşeye
olduğu gibi istemiyorum diye itiraz etse de , severek ve her cümleye
müdahele ederek izledi:) üstelik kendi gibi çılgın bir de abi buldu.
yuvada iken nerdeyse 10 günde bir gidiyorlardı. öğretmeni onun
hep en ilgili çocuklardan biri olduğunu söylerdi. sinemaya her
gidişimiz fiyasko ile sonuçlandığından dolayı pek inanamıyordum.
bundan sonra sinema yerine bol bol tiyatroya gideceğiz.

bu arada oyun da şu . gerçi bildiğimiz hansel ve gretelden biraz
farklıydı ve bana göre biraz da fazla yavaştı. ama çocuklar eğlendi.
hele ki benim oğluş herşeye burnunu soktu :))


21 Ekim 2009

ufo :)

jijama - pyjama

popi popi kağıdı - fotokopi kağıdı

lüppen - lütfen

rekram - reklam

karalengi - kahverengi,-

inernet - internet

ozyon - televizyon

bunlar son bebek ifadelerimiz:) hele ki popi popi kağıdına bayılıyorum...
aslında geçen seneden bu yana kelimelerimiz tane tane , cümlelerimiz de
oldukça düzgün. hatta bizim bile normalde kullanmadığımız kelimeleri
öyle ustalıkla kullanıyor ki, şaşıp kalıyoruz.





popi popi kağıdı diyen bu bebek ise yukarda kendi başına UFO yapmış:)))))

kağıdın altında da aynı şekilde yuvarlak tabak koymuş içine de uzaylı ve

silahını da eklemeyi unutmamış !! akıllı bebeğim benim :)

20 Ekim 2009

yaptırmalı mı yaptırmamalı mı ?

h1n1

ne kadar da şiirsel değil mi...
hep merak etmişimdir şu isimleri kim neye göre verir diye..

şu sıralar hep bu soruyu düşünüyorum, yerli yabancı siteleri
okuyorum. tüm dünya bu çelişki içinde.

genel olarak aşılar konusunda tereddütlerim çok aslında. özellikle
iki olayı okuduğumdan bu yana. birincisi ismini şimdi hatırlayamadığım
amerikalı bir mankenin yaşadıklarıydı. oğlu 2 yaşından sonra aniden
davranış bozukluğu göstermeye başlamış ve otistik teşhisi konmuş.
onun ısrarlı araştırmaları sonucunda bunun tam da karma aşısı
yapıldığının ertesinde ortaya çıkması ve buna benzer aslında bir çok
vaka olduğunu görmesi bu aşılar konusunda savaşmasına sebep
olmuş. oğlunun yediklerinin değişmesine kadar herşeyi deneyerek
oğlunun yeniden eski haline kavuşmasını sağlamış.

ikincisi ise bir kaç sene önce okuduğum bir olaydı. burada doğan, ancak
5 yaşlarında ailesiyle birlikte yurtdışına yerleşen bir çocukla ilgiliydi.
8 yaşlarında sınıfta verem olmuş ve yıllardır bu hastalığı yaşamayan
okul panik olmuş. sebebi ise , aslında engellemesi için yapılan
verem aşısı imiş.

şu anki standart grip aşılarını bile mantıklı bulmazken bu domuz gribi
aşısını çocuğuma yaptmalı mıyım diye çok düşünüyorum. sonuç olarak
aşılarının içinde de zayıflatılmış virüsler var. neden çocuğun vücuduna
bu virüsleri yükliyeyim ?

komplo teorileri de hiç bitmiyor zaten. aşıyı satan firmanın bu virüsü
yaymadığı ne malum? şu an tüm dünya ülkelerine milyarlarca aşı
satıyor adamlar...

okuduğum kadarıyla tıp dünyası da aynı şekilde ikiye bölünmüş.
kimisi bu gribin aslında bildiğimiz gripten çok daha masum ,
sadece dikkat edilmesi gereken en önemli hususun dinlenmek
ve hijyen olduğunu iddia ediyorlar. diğer bir kısım ise bu salgının
1920 yıllarındaki ispanyol salgını gibi büyüyeceğini düşünüyor.

yani yaptırmalı mı yaptırmamalı mı ?

dibin notu : işte çok doğru bir yazı . yılmaz özdilden tık

15 Ekim 2009

gerçekçi adam :)


uyku öncesi masal faslımızda çizmeli kedi okuduk.

anne : ah ne güzel değil mi , keşke bizim de bir

çizmeli kedimiz olsa..

can : of anne çizmeli kedi diye birşey yoktur ki..

o masal..

anne : hmm...

-------
öğlen okuldan çıktık ve uslu durduğu için ödül olarak

bir yere yemeğe gidiyoruz. mis gibi patates kızarmasını

hüpletirken bir ara arkasına yaslanıyor ve şunu söylüyor.

"anne ne güzel değil mi ? böyle okula ara verip keyif yapmak."

yahu bu çocuk daha anaokuluna gidiyor, değil mi :))

-----------

postcrossing sebebiyle bana gelen kartlara bayılıyor.

geçen gün ona neden kart gelmedğini sorunca, aklıma

birsey geldi. ona güzel bir kart hazırlayıp adına postaladım.

ptt bu defa cok hızlıydı ve 2 günde geldi:) ona kartı verdiğimde

gözleri öyle parladı ki, görülmeye değerdi. ancak her güzel

şey gibi bu da uzun sürmedi.. elinde ikiye bölünmüş olarak

geldi.

anne :aaa can neden kestin oğlum?

can : canım istedi anne.

anne: ama ben o kadar özendim. sen istedin diye postaneye

gittim, kart attım. üzüldüm bak.

biraz düşündü : aman anne. ben seni onsuz da seviyorum.

önemli değil yani.

anne : hı??!!

--------------

yalancılıktan, şakalardan konuşuyoruz..

anne : yalan hiç doğru değildir. bence yalancılıktan daha kötü birşey

de yoktur.

can : var anne..

anne : neymiş o?

can : parasızlık anne..

anne : :))))

her gün okul çıkışı kırtasiye krizimizi atlatmak için anne "param yok"

diye geçiştirirse olacağı budur:)