7 Ocak 2008

allahım biz ne hallere geldik. milletçe kafayı mı
üşütüyoruz acaba :((((( bu nasıl bir anne????

6 Ocak 2008

minik geziler..

geçtiğimiz haftalarda havaların mis gibi güneşli olmasını fırsat bilip şehir içi ufak gezmelere çıktık :) meğer ne çok özlemişim bu yerleri. en son bu tarz gezintileri üniversitede okurken yapardım. okul beyazıtta olunca etrafını gezmek boynumuzun borcu olurdu. sultanahmetten eminönüne yürürdük.topkapı sarayı içinde çay içer ordan kızkulesi manzarası seyrederdik. kapalıçarşıyı ve nuruosmaniyeyi gezer, vitrinlere bakıp iç geçirirdik. hatta bir gün kapalıçarşıdan geçip sirkeciye inmiş ordan da karaköyden taksime çıkmıştık. hem de yürüyerek :) şimdi asla böyle birşey yapamam. ama o dönemde gençliğin verdiği çılgınlık mı yoksa gerçekten zırdelilikten mi bilmiyorum sürekli bu şekilde gezerdik. sırf vapur keyfi yapalım diye kadıköye gider, bir sonraki vapurla geri dönerdik :) okuldan sonraki dönemlerde nedense şehir içini gezmek bize hoş gelmemeye başladı. bu biraz da bu şehrin inanılmaz derecede kalabalıklaşmasından kaynaklanıyordu sanırım. biz de şehir dışına kaçmaya başladık. sapanca, maşukiye, kıyıköy, çatalca, poyrazköy. sürekli gezdik. son 5 senedir bunlar da bitmişti. çünkü iş yoğunluğum hadsafhadaydı. sonra da şu an 1 mt olan bir bücür geldi aramıza:) o zaten tüm planlarımızı altüst etti:)

işte son günlerin güneşli havalarını bu özlemi gidermek için fırsat bildik. bayramın 3. günü sultanahmeti ve gülhane parkını gezdik. gülhane parkının sonunda müthiş güzel bir boğaz manzarası olan bir çay bahçesi vardı. o hala varmış, onu öğrendik :)





orda çok güzel işlemeli bir çaydanlıkla gelen çayımızı içtik ve simitimiz yedik.



e dönüşte de güzel bir mısır keyfi yaptık.



yılbaşından önceki pazar günü de vapur keyfi yapalım dedik. önce şu güzelim galata manzarası geldi karşımıza.





vapurdaki bu güzel bücür de kim :)




vapurdan indiğimizde ise bu manzara vardı. inanılmaz kalabalıktı ve heryerde olduğu gibi burda da yine heryer inşaat sahası olmuştu :( yine de keyifliydi..





benim oğluşum kendini kaybedip arabasını kendi sürmeye başladı. arkadaki bu garip balonu da hiçbir zaman sevmemişimdir.




dönüşümüzde kadıköyün vazgeçilmezleri çiçekçilerin önünden geçtik. ne güzeldi o rengarenk çiçekleri. ama en güzel çiçek onların önündeydi :)






en son gezimizi ise yılbaşı günü ortaköye yaptık. oraya da aylar olmuştu gitmeyeli. maalesef ortaköy de eskisi gibi değildi. görgüsüz motorsikletçiler orayı kendilerine ait otopark gibi kullanmaya başlamışlar. mis gibi manzaranın önüne motorlarını parkedip temizlik yaptılar !! üstelik saat daha 12 olmamasına ragmen ellerinde efes kutuları ile :( eski ben olsaydım içimde kalmaz düşündüklerimi söylerdim. ama yanımda oğlum olduğu zaman artık çekiniyorum. insanların tepkilerinden ürküyorum. çünkü artık bu insanların ( bazılarına insan bile demek içimden gelmiyor) terbiyesi , etik anlayışı kalmamış. olsa o kadar çocugun olduğu herkese açık bir yerde bira içmezlerdi herhalde.



umarım yine boyle güzel havalara rastlarız :)

1 Ocak 2008

yine bir sene bitti...



insan yaşlandıkça dünya daha mı hızlı dönüyor bilmiyorum ama zaman uçup gidiyor. koca bir sene daha geçti. benim oğlum büyüdü, bıcır bıcır ötmeye başladı. hatta tuvalet işini de çözmüş gibiyiz:)
her geçen gün değişiyor ve yeni şeyler öğreniyor. zaman zaman onun tepkilerine şaşıyor, ürküyor, sinirleniyor ama yine de gurur duyuyorum. çünkü her fırsatta kendi karakterini ve kendi seçimlerini ortaya koyuyor artık. mesela odasında arabalarıyla oynuyoruz. heryer mini mini bir sürü araba kaynıyor. bu haldeyken elini puzzle'larına atıyor. ben de ona hayır diyorum, lütfen önce arabalarını topla. yoksa ikisiyle de adamakıllı oynayamıyorsun. dediğimi yapıyor ama inanılmaz kızgın bir yüz ifadesiyle. arabaları kafama fırlatırcasına sepetine atıyor :)
ya da teyzesi onu uyutmak için çaba harcıyor ve odasına gidiyor:
" can ben uyuyorum." diye onu çağırıyor.
" e ben de otuyom" diyor.
seçimlerini o kadar net belirtiyor ki ters tepki bile veremiyorsun. ben de kızarak değil de onu ikna etmeye uğraşarak istediklerimi elde etmeye çalışıyorum. zaman zaman bu ikna yöntemleri inanılmaz boyutlara geliyor. ona kızmamak için ya da sesimi yükseltmemek için savaş veriyorum ve kendime inanamıyorum. ben ne zaman bu kadar sabırlı oldum bilmiyorum :)
sanırım onunla beraber ben de büyüyorum, her gün yeni şeyler öğremiyorum, daha olgun bir anne oluyorum.
insanın kendini övmesi hoş degil, ama sanırım anneliğim hiç fena değil :) etrafımdaki yaşıtlarıyla benim bücürü karşılaştırdığım zaman o çok daha sakin, uysal, akıllı ve çok mutlu geliyor. birçok zamane çocuğun artık yapmadığı şeyleri yapıyor. mesela teşekkür ediyor, ya da seslendiğimiz zaman efedim diyor, hareketiyle acıttığı zaman gelip öpüyor, hatta özür bile diliyor. bunlar gibi - bana göre - saygının en temel özelliklerini bilmesi şimdiden öğrenmesi gelecekte de olgun bir çocuk olacağını gösteriyor. değil mi ?:)

28 Aralık 2007

iyi seneler.......


herkese bol umut dolu, sağlık dolu ve en önemlisi huzur dolu yeni bir yıl diliyorum.