8 Ocak 2008

bloglar..

sevgili gülteinen enkelini benden önce davranmış ve bu konuda benzer birseyler yazmış:) dün akşam ben de eski ve popüler bir blogu okurken buna benzer bir yazı yazmayı düşünmüştüm. bu blog düzenli takip etmediğim bir blogdu. ara ara okurdum. ama bu yazıyı okuyunca kendimi cidden kötü hissettim.

benim de çok severek okuduğum ve kendimden de çok şey bulduğum bir kaç blog kapandı. çok üzüldüm. veya bazı arkadaşlar bir süreliğine ara verdiler. o da kötü oldu. hadi zaman zaman hepimiz kopuyoruz. keyfimiz olmuyor ya da yazacak birşeyler bulamıyourz. ama en kötüsü ne biliyor musunuz ? uzun uzun yazıp da "ay ben çok sıkılıyorum. yazmak istemiyorum . keyfim yok " diyenler. sırf bunları söylemek için bile destan yazmış. ama hala diyor ki " istemiyorum". istiyor ki herkes "aman sen muhteşemsin. sen süpersin. sen mutlaka yaz." desin.

o da yetmemiş. bir de altına koca bir liste eklemiş. şu bloguma gelmesin, bu yorum yapmasın, şunlardan hiç hoşlanmıyorum, bu insanlarla kaynaşmak istemiyorum gibi. bu aslında sadece bu bloga özgü bir durum da değil. bazı blogları çok severek okuyorum. daha doğrusu okuyordum. kendimden birşeyler buldugum için de yorum bırakıyordum. bazıları yeni birinin yorumunu görünce bunu atlayıp listesindeki ismin yorumuna cevap yazdı. ilk yaptığında alınmadım. ama ikincide de aynı tepkiyi verince bir daha onu okumadım.

böyle yazıları okuyunca şevkim kırılıyor. kendimi birden girmemem bir yere girmiş yabancı gibi hissediyorum. bir hırsız gibi.. sanki birileri elimin üstüne vuruyor ve bana tukaka diyor. okumamam gerekenleri okuyorum. ama o zaman neden bu arkadaşlar bloglarını şifrelemiyor? neden genele yazıyorlar ? işte o kısmı anlamıyorum.

geçenlerde sevgili archisugar da "blog nedir " diye sormuştu. sonuçlar şöyle olmuştu :

Gunluktur ama ayni zamanda baskalarinin da okuyacagi hesaba katilarak kisitli bilgi verilir. - %56 (35 kisi)- Insanlari bilgilendirme yeridir. Kendi tecrubelerini ve bilgi hazineni paylasma, insanlari bunlardan faydalanmasini saglama yeridir. - %53 (33 kisi)

özellikle ikinci seçenekten dolayı blog okumaya ve yazmaya başlamıştım. okudukça oğlumla ilgili çok şeyler öğrendim. hala öğreniyorum. bunaldığım birçok konuda yalnız olmadığımı gördüm. rahatladım. yemek pişirme konusunda çok beceriksizdim. yemek bloglarından çok güzel tüyolar öğrendim.

bu güzel paylaşımlar olabilecekken " ay beni okumayın" diyen blogların amacını hiç anlamayacağım. ama istediklerini yapacağım. onları okumayacağım.

7 Ocak 2008

allahım biz ne hallere geldik. milletçe kafayı mı
üşütüyoruz acaba :((((( bu nasıl bir anne????

6 Ocak 2008

minik geziler..

geçtiğimiz haftalarda havaların mis gibi güneşli olmasını fırsat bilip şehir içi ufak gezmelere çıktık :) meğer ne çok özlemişim bu yerleri. en son bu tarz gezintileri üniversitede okurken yapardım. okul beyazıtta olunca etrafını gezmek boynumuzun borcu olurdu. sultanahmetten eminönüne yürürdük.topkapı sarayı içinde çay içer ordan kızkulesi manzarası seyrederdik. kapalıçarşıyı ve nuruosmaniyeyi gezer, vitrinlere bakıp iç geçirirdik. hatta bir gün kapalıçarşıdan geçip sirkeciye inmiş ordan da karaköyden taksime çıkmıştık. hem de yürüyerek :) şimdi asla böyle birşey yapamam. ama o dönemde gençliğin verdiği çılgınlık mı yoksa gerçekten zırdelilikten mi bilmiyorum sürekli bu şekilde gezerdik. sırf vapur keyfi yapalım diye kadıköye gider, bir sonraki vapurla geri dönerdik :) okuldan sonraki dönemlerde nedense şehir içini gezmek bize hoş gelmemeye başladı. bu biraz da bu şehrin inanılmaz derecede kalabalıklaşmasından kaynaklanıyordu sanırım. biz de şehir dışına kaçmaya başladık. sapanca, maşukiye, kıyıköy, çatalca, poyrazköy. sürekli gezdik. son 5 senedir bunlar da bitmişti. çünkü iş yoğunluğum hadsafhadaydı. sonra da şu an 1 mt olan bir bücür geldi aramıza:) o zaten tüm planlarımızı altüst etti:)

işte son günlerin güneşli havalarını bu özlemi gidermek için fırsat bildik. bayramın 3. günü sultanahmeti ve gülhane parkını gezdik. gülhane parkının sonunda müthiş güzel bir boğaz manzarası olan bir çay bahçesi vardı. o hala varmış, onu öğrendik :)





orda çok güzel işlemeli bir çaydanlıkla gelen çayımızı içtik ve simitimiz yedik.



e dönüşte de güzel bir mısır keyfi yaptık.



yılbaşından önceki pazar günü de vapur keyfi yapalım dedik. önce şu güzelim galata manzarası geldi karşımıza.





vapurdaki bu güzel bücür de kim :)




vapurdan indiğimizde ise bu manzara vardı. inanılmaz kalabalıktı ve heryerde olduğu gibi burda da yine heryer inşaat sahası olmuştu :( yine de keyifliydi..





benim oğluşum kendini kaybedip arabasını kendi sürmeye başladı. arkadaki bu garip balonu da hiçbir zaman sevmemişimdir.




dönüşümüzde kadıköyün vazgeçilmezleri çiçekçilerin önünden geçtik. ne güzeldi o rengarenk çiçekleri. ama en güzel çiçek onların önündeydi :)






en son gezimizi ise yılbaşı günü ortaköye yaptık. oraya da aylar olmuştu gitmeyeli. maalesef ortaköy de eskisi gibi değildi. görgüsüz motorsikletçiler orayı kendilerine ait otopark gibi kullanmaya başlamışlar. mis gibi manzaranın önüne motorlarını parkedip temizlik yaptılar !! üstelik saat daha 12 olmamasına ragmen ellerinde efes kutuları ile :( eski ben olsaydım içimde kalmaz düşündüklerimi söylerdim. ama yanımda oğlum olduğu zaman artık çekiniyorum. insanların tepkilerinden ürküyorum. çünkü artık bu insanların ( bazılarına insan bile demek içimden gelmiyor) terbiyesi , etik anlayışı kalmamış. olsa o kadar çocugun olduğu herkese açık bir yerde bira içmezlerdi herhalde.



umarım yine boyle güzel havalara rastlarız :)

1 Ocak 2008

yine bir sene bitti...



insan yaşlandıkça dünya daha mı hızlı dönüyor bilmiyorum ama zaman uçup gidiyor. koca bir sene daha geçti. benim oğlum büyüdü, bıcır bıcır ötmeye başladı. hatta tuvalet işini de çözmüş gibiyiz:)
her geçen gün değişiyor ve yeni şeyler öğreniyor. zaman zaman onun tepkilerine şaşıyor, ürküyor, sinirleniyor ama yine de gurur duyuyorum. çünkü her fırsatta kendi karakterini ve kendi seçimlerini ortaya koyuyor artık. mesela odasında arabalarıyla oynuyoruz. heryer mini mini bir sürü araba kaynıyor. bu haldeyken elini puzzle'larına atıyor. ben de ona hayır diyorum, lütfen önce arabalarını topla. yoksa ikisiyle de adamakıllı oynayamıyorsun. dediğimi yapıyor ama inanılmaz kızgın bir yüz ifadesiyle. arabaları kafama fırlatırcasına sepetine atıyor :)
ya da teyzesi onu uyutmak için çaba harcıyor ve odasına gidiyor:
" can ben uyuyorum." diye onu çağırıyor.
" e ben de otuyom" diyor.
seçimlerini o kadar net belirtiyor ki ters tepki bile veremiyorsun. ben de kızarak değil de onu ikna etmeye uğraşarak istediklerimi elde etmeye çalışıyorum. zaman zaman bu ikna yöntemleri inanılmaz boyutlara geliyor. ona kızmamak için ya da sesimi yükseltmemek için savaş veriyorum ve kendime inanamıyorum. ben ne zaman bu kadar sabırlı oldum bilmiyorum :)
sanırım onunla beraber ben de büyüyorum, her gün yeni şeyler öğremiyorum, daha olgun bir anne oluyorum.
insanın kendini övmesi hoş degil, ama sanırım anneliğim hiç fena değil :) etrafımdaki yaşıtlarıyla benim bücürü karşılaştırdığım zaman o çok daha sakin, uysal, akıllı ve çok mutlu geliyor. birçok zamane çocuğun artık yapmadığı şeyleri yapıyor. mesela teşekkür ediyor, ya da seslendiğimiz zaman efedim diyor, hareketiyle acıttığı zaman gelip öpüyor, hatta özür bile diliyor. bunlar gibi - bana göre - saygının en temel özelliklerini bilmesi şimdiden öğrenmesi gelecekte de olgun bir çocuk olacağını gösteriyor. değil mi ?:)