26 Aralık 2006

hastalık..

oğlum ekim başından bu yana devamlı hasta. ara ara toparlanır gibi oluyor. sonra bir bakıyorsun yine burun tıkalı, öksürüyor. yavrumun burnu yara içinde. bu seneye kadar bir kere ortakulak iltihabı dışında bir hastalık geçirmemiştik. etrafıma bakıyorum. tüm bebişler aynı şekilde. hasta olduğu için de korkunç huysuz ve gariptir ki çok hareketli oluyor. sanırım ilaçlar onda ters etki yapıyor. ve dolayısıyla bende tüm sabır eriyip gidiyor. adam nerdeyse düz duvara tırmanacak :) ben de onunla birlikte.. :(

24 Aralık 2006

sihirli bir değnek istiyorum...

evet.. bir sihirli değneğim olsa da pof diye şu lanet olası ağırlığımdan kurtulsam. nerdeyse 2 aydir buraya yazamadım. oysa bu tembellikten kurtulmama yardımcı olacaktı bu blog işi. içimdeki sıkıntıyı buraya dökerek kurtulacaktim bu şeyden.. ama bunu da başaramadım..

neyi başarıyorum ki artık ?! basit ve cahil ev kadınları gibi tüm gün tv seyrediyorum. devamli yiyorum. korkunç kilo aldım. kimseyle görüşmüyor ve aramiyorum. ve çok kötü bir anne oldum. çocuğumla gerektiği kadar ilgilenmiyorum. ona her fırsatta bağırıyorum ve o yüzden kendimden NEFRET ediyorum. her saçma şeyde ağliyorum. bu depresyondan çıkmak için ne yapmaliyim bilmiyorum. gitmek istiyorum. kaybolup gitmek. yalnız kalmak.

oğlum için yaptığım tek iyi şey onu oyun grubuna devam ettirmek oldu. orda en azından mutlu olduğunu düşünüyorum. onun orda olduğu o boş iki saatte bile koşa koşa eve geliyorum. ve yine tv karşısına oturuyorum.

birçok blog takip ediyorum. ve çok özeniyorum. çalışan çocuklu kadınlar, çalışmayan çocuklu kadınlar.. benim dışında herkes bir faaliyet içinde. çalışıyorlar, çocuk var. ama yine de "günlere" bile gidebiliyorlar. çalışmıyorlar, çocuk var. ama yine de hobi edinmiş çoğu.. evet çok kıskanıyorum bu insanları.

18 Ekim 2006

tatile gidiyoruz..

maalesef koca bir yazi bir yere gidemeden gecirdik. kocis cok yogun calisiyordu ve devamli seyahatteydi.. bu bayram tatilini firsat bilerek gidelim bakalim birkac gunlugune dedik.. umarim hava da su anki gibi olmaz da deger o kadar yola gittigimize. adrasana gidiyoruz. yesillik. sessizlik. huzur. bulacagimi umdugum seyler..

15 Ekim 2006

aylar sonraki taksim maceram..

universite dönemimde en sevdigim yerlerden biriydi beyoglu.. saatlerce fransız konsoloslugunun onundeki banklarda oturup gelen gideni seyrederdim.. simdi ne bank kalmış ne de eski tadı.. ozellikle tunele kadar gidip alman kitabevine ugramayi severdim. mutlaka bir - iki kitap alip geri yukarıya yürürdüm.. atlas pasajına ve aznavura mutlaka ugrardım.. zaman ilerledikçe arka sokaklarını keşfetmeye başladım :) mesela balıkpazarını, mesela asmalımesciti, mesela sıraselvileri. bu mekanlardaki tüm bar ve meyhaneleri denedim. ozellikle balıkpazarındaki asrın ve imroz en favorilerimdendi. hepsi geçmişte kaldı. bir donem cok yoğun çalışmaya başladım ve artık ev bana çok daha çekici gelmeye başladı. hafta sonları dahi evde kalıp kitap okumak ya da tv seyretmek daha cok hoşuma gidiyordu.. zaten kısa bir süre sonra minik bir can katıldı aramıza:) istesem de artık pek gidemezdim..
bu hafta sonu kendime izin ilan ettim.. oğluşumu anneanneye bıraktım ve aylar sonra bir beyoglu turu yapmaya karar verdim.. hiçbir şey eskisi gibi değil.. sanki her yer mağaza ve cafe olmuş.. zencefili goremedim.. atlas pasajı içindeki sedef eşyalar satan dükkan artık bir mağaza olmuş.. peranın köşesindeki kitapçı artık bir cafe .. yine peranin icinde bir swatch bayii vardı.. bir donem saat merakımı ( daha dogrusu swatch merakımı :) ) hep o dukkandan karşılamıştım.. uzuldum.. birçok şey gibi burası da bozulmuş geldi bana.. neden hersey bu kadar hızlı ve olumsuz yönde degisiyor bu şehirde ? neden güzel olanları yok edip sadece para kazanmaya endekslendik ?