15 Aralık 2007

incilere devam :)

yemek yiyoruz. televizyon açık. toysrus ın spiderman ile barbieli reklam filmi çok ilgisini çekiyor. dalıyor. sonra da bana sarılıp " aşk bu aşk " diyor. bu durumda insan kendin nasıl hisseder :))))))))

anneanneyi evine bırakıyoruz. ikisi arabada arkada oturuyor. anneanne yorgun kafasını şöyle bir koltuga yaslıyor. benim bücürü kadının kafasını tutup kaldırıyor : " annianni kak, evdi datarsin" ( evde yatarsın)

teyze kapıdan içeriye geçiyor.
can : bana ne detirdin ?
teyze : aa unuttum
can : olsun anne almıştı !?:))

baba ve oğul puding yiyor. anne içerden sesleniyor, çünkü uyku vakti gelmiş.
anne : bitirdiniz mi ?
can : baba bitiydi. ama ben bitiymek ok .( bitirmek yok= bitirmedim :)

verdiği tepkiler inanılmaz. bu konuda gelişim süper de. başka bir konuda cm cm ilerliyoruz. şu ünlü çiş - kaka meselesi :( adama son model mini bir klozet aldım. hani en sonunda bizlere özenir de kendi de oturur diye. biraz da olsun yardımcı oldu. haftasonundan bu yana evde bez takmamaya çalışıyoruz. ancak adam o kadar inat ve bu konuda o kadar tembel ki oynarken veya yemek yemerken kesinlikle gitmiyor. dün akşam tam 5 kez üstbaş değiştirdim :(( eşofman yetiştiremiyorum. yuvada da arada bir kaçırıyormuş. ama evde iyice kendini bırakıyor. umuyorum kısa sürede çözeriz de ev daha da batmaz :)






HERKESE İYİ BAYRAMLARRRRRRRRRRRR

11 Aralık 2007

bücürden inciler..

geçenlerde de bahsettiğim gibi aslında bu blogu oğlumla ilgili her türlü gelişmeyi yazmak ve ona güzel bir hatıra bırakmak için başlatmıştım. ancak ondan çok kendimden bahsetmeye başladım. bundan sonra yazılar biraz da oğluma dönük olacak.

incilerimiz :)

teyze ile saklambaç ouynuyorlar.

teyze : " can beni bulamaz"

can :"can seni bululur"( bulur)
----------------------------------------------------------------------------

taksideyiz. yol cok kapalı ve can sıkıntısı tehlikeli boyutlara geliyor :)

pencereyi açıyor.

anne : " oğlum hava soğuk. kapatalım pencereyi."

can : " bıyak anne. nefeş alayım"



10 dakika sonra adam camdaki buğuyu gidermek için klimayı açar.

can : " aa papat klimayi ama." !!!!


sürekli dur otur diyen anneye haklı tepki :)

can : " bıktım anne senden " üstelik de yaka silkelerek :)


anneden yine anlamsız bir oyalama taktiği :

"oğlum beni ne kadar çok seviyorsun?"

" anne ben şeni şevmiyom." nasıl yani !

" anne ben takşiçi şeviyom." ben dumur :))

allahtan taksi şoförü duymadı :)))

-------------------------------------------------------------------------------------------



anneanne ile torun parka gidiyorlar. biraz da yokuş bir sokak çıkıyorlar. torun ısrarla kucak istiyor. anneanne kıyamıyor alıyor. biraz gidiyorlar.

anneanne : " ama sen artık büyüdün. yürümelisin. taşıyamıyorum seni" diyor.

torunun cevabı : " ama şen daha da böyüksün. taşırsın taşır" oluyor:)

---------------------------------------------------------------------------------------------

yine anneanne toruna boyama kitapları ve kalemleri alıyor.

torun cevap veriyor: " teşkür" :) ( teşekkür)

---------------------------------------------------------------------------------------------

adını bir türlü bulamadığı veya hatırlayamadığı hersey : o baçka bişey

---------------------------------------------------------------------------------------------

canı meyve istemiş. sesleniyor :

" anne. bana mandala vey." (mandalina :) )

---------------------------------------------------------------------------------------------

3 ay öncesine kadar konuşmalarımız çok azdı. emziğin olumsuz etkisi hadsafhadaydı. onu bıraktıktan sonra konuşması o kadar hızlı ilerledi ki, şaşıp kalıyoruz. çok ciddi ve uzun cümleler kuruyor. kurallara çok dikkat ediyor ve genelde hata yapmıyor. elbette bazı harfleri daha net söyleyemiyor ama cümleler süper. sanki daha önce kayıt etmiş, şimdi de çalıyor gibi:) konuşamaması konusunda dert yandığım herkes derdi ki, sakın şikayet etme. daha sonrasında susturamayacaksın. meğer ne kadar haklılarmış :)


7 Aralık 2007

koptum...

koptum şu sıralar yine ben.. inanılmaz sıkılıyorum. herkes, herşey üstüme üstüme geliyor sanki. mevsimden midir nedir okuduğum birçok blogda da bu hava var.

bu arada sevgili gülteinen beni sobelemiş. bakalım neymiş:)


Ben küçükken: günde bir kitap okurdum. hatta ince ise bu zaman zaman iki tane bile olurdu. anneme yalan soylerdim. o beni okulda sanırdı :) ama ben kendimi kütüphaneye kapatırdım. tabii ki almanyadaki ( ki okul döneminde orda yaşadık) kütüphanelerin buradakilerle alakası bile olmazdı. orası mini bir oyun klubu gibi de olurdu. mis gibi koltuklara yayılıp istediğim kadar okurdum. arkadaşlarımla oyun oynardım. annem aslında kitap okumama değil de, okurken kendimi kaybetmeme cok kızardı. ha bir de o dönemde taşıdıgım şişe dibi gibi gözlüklerin daha da kalınlaşmaması için çaba harcardı :)


Aslında ben: anaokulu öğretmeni olmak istemiştim. hatta lise 1 de okurken yapmak istedigimiz mesleği daha yakından tanımamız için 2 haftalık bir staj yaptırmışlardı. ama çocukları çok sevmeme rağmen bu denli sabırlı olamayacağımı farkedip bu işten vazgeçmiştim. sonra mimar olmaya karar vermiştim. ama tam o dönemde türkiyeye dönüş yapmak durumunda kaldık ve ben burdaki sınav sisteminin üzerine fazla düşmediğim için matematik sorularını es geçtim. e alamancı olunca en iyi yapacagım şey dil puanı ile biryerlere kapak atmakti. istedigim bölüm bogazici ingilizce mütercim tercümanlıktı ve puanım rahat rahat yetiyordu. ama buna rağmen istanbul üni. . çıkınca deli olmuştum. araştırınca da inanılmaz bir salaklığımı farketmiştim. sınavda almanca yerine ing. işaretlemeliymişim. üstelik bunu öğretmenime de sormuştum, o da benim yaptığımın doğru oldugunu soylemişti.. onun sayesinde cok iyi bir eğitimden oldum :(


İlk kopyamı ne zaman çektim: hiç çekmedim. ben inek bir öğrenciydim dermişim :)) ama çektim bir kere. gerçi tam olarak hangi dersti hatırlamıyorum. sanırım inkilap tarihi idi.

En saçma huyum: korkunç kinciyimdir. asla unutmam. akrep burcunun en azılı haliyimdir yani:)

Cep telefonum: ilk telefonum nokia idi. hani şu sürgü kapaklı olan türkiyeye ile giren nokia telefonlarından. nokia harici de başka marka kullanmadım. aslında cep telefonunu da ulaşmak yerine ulaşılmak için kullanıyorum. yanımda bulunsun.içim rahat olsun. ama ben pek konuşmam.

En sevdiğim bloglar: listemdeki tüm blogları severek okuyorum.

yine en sona kaldım sanırım bu konuda. sobelenmeyen kaldı mı :)

17 Kasım 2007

tuhaf insanlar...




şu son dönemlerde insanlar mı ciddi anlamda tuhaf davranmaya başladı yoksa bana mı öyle geliyor anlayamadım. ama özellikle trafikte krizlere giriyorum artık. sakin kalamıyorum.
7 senedir araba kullanıyorum. en baştan bu yana dar alana parketme dışında hiç acemiliğim olmadı, ki bunu da birkaç ay içinde çözmüştüm. yine de ben çok iyiyim diyemem veya öyle de davranmam.

ancak şu sıralar ehliyeti alır almaz deli gibi araba kullanan insanlarla doluyor bu şehir. hele ki - ben de onlardan biri olmama rağmen - kadın soförler çok daha tehlikeli olmaya başladılar. ya çok acemice kullanıyorlar ya da çok tecrübeli gibi. ha bir de yaşlı insanlar var. işte onları hiç kestiremiyorsunuz. etraflarına bakmıyorlar, daha doğrusu bakamıyorlar, ya da tecrübelerindenden dolayı çok küstah oluyorlar. bugün her iki cins ile anekdot gibi iki olay yaşadım. hem de 45 dakika içinde.

önce sahil yolunda bir dedemizle kavga ettik. bakırköy sahil yolunu bilirsiniz. zaten daracık olan yol bir de garip virajlarla doludur. sağ şerit de deniz keyfi yapan arkadaşlar içindir. geze geze 30 la giderler. ben de böyle birini sollayarak geçiyorum, ama virajdan dolayı çok da hızlı gidemiyorum.. birden arkamda inanılmaz bir korna sesi, selektörler, el kol hareketleri, bağrış çağrış bir dede. yolundan çekilmeliymişim ! nereye gideceksem ! sağımda zaten araba var ve viraj dönüyorum ! ben o arabayı sollayana kadar böyle devam etti. geçerken de bir güzel küfür etti. üstelik arabada annem ve de oğlum vardı. bu dedemizi allaha havale ettik. ama biraz sonra daha da komik bir durum yaşayacagımızı bilemezdik..

unkapanından taksime doğru ilerliyoruz .arkamda garip bir şekilde araba kullanan bir hatun. sürekli şerit değiştirip durdu ama trafik yogun oldugu için yaptığı bu hareketlerin hiç bir anlamı olmuyordu. en sonunda benim arkama geldi ve resmen dayandı. o kadar yakın gidiyor ki ben panik olmaya başladım. sonuçta oğlum arkada oturuyor. bu arada tarlabaşı bulvarını bilirsiniz. ışıklardan dolayı sürekli durmak zorunda kalırsınız. o ışıklardan birinde bu hatun yanımıza yanaştı ve camı indirmemizi işaret etti. inanmayacaksınız ama bana şunu dedi :" frene basarken lütfen arka aynanıza bakın. nerdeyse size çarpıyordum. hani benim için değil. sizin iyiliğiniz için söylüyorum ". bak bak bir de beni düşünüyormuş !! ne kadar iyi niyetli aslında ! annemin ve benim ağzım açık kaldı. maalesef o anda yeşil yandı. ya bu ne biçim iştir. bu insanlara ehliyet verirken hiç mi kural kanun öğretmiyorlar. bu insanlar, arkadan çarpmada -sebep ne olursa olsun- çarpan arabanın %100 suçlu olduğunu nasıl bilmezler. herşey bir yana, önündeki araba ile belirli bir mesafe koruması gerektiğini hiç mi söylemediler. bilinmesi gereken en standart kuralları bile bilmeyen sürücülerle dolu bu şehir. allah hepimizi korusun.