16 Mayıs 2008
100. daha doğrusu 101. yazım:)
yani bu yazı aslında 100. yazı niyetine 101. yazı olacak.
blogları keşfetmem hamileliğimin başında olmuştu. hazırlıksız gelen bu süpriz için bulabildiğim her türlü bilgiyi ve tecrübeyi okumaya çalışıyordum. o dönemde düzenli takip ettiğim anneyiz. biz sitesindeki yazarlardan ece arar'ın bir yazısında çok sevdiği iki blogtan bahsetmişti :
selence ve pino'nun yeri . işte bu iki blogtan sonra bu yazıları okumak benim için vazgeçilmez oldu. maalesef selence bir süre sonra blogunu kapadı. ama ben daldıkça çok güzel ve yararlı birçok sayfalar buldum. hatta ece arar da sonra kendine sayfa açtı.
bir süre sonra da okumak yeterli gelmedi. neden olmasın dedim ve ben de yazmaya başladım. amacım sadece günlük koşturma içinde yitip gitmeden bazı güzellikleri ebedileştirmekti. özellikle oğlum için ilerde güzel bir hediye olacak diye düşündüm. ara ara blogu amacından saptırıp ağlama duvarına çevirdiğim de oldu ama blogum genel olarak CAN' ımın üzerine kurulu.
blogumu okuyan, yorum yapan herkese çok teşekkür ediyorum. nice 100. postlara:)
13 Mayıs 2008
tiyatro...
tiyatro ve sinema son 5 sene öncesine kadar vazgeçilmezlerimdendi. ancak o dönemdeki iş değişikliği ve ardından da beklenmedik bir bücürün gelişi ile maalesef gidemez oldum.
oğlumun da benim gibi özellikle tiyatroyu sevmesi için ne yapabilirim diye düşünürken yuvamız bu konuda da çok faal çıktı. nerdeyse 10 günde bir sadece yuvalar için hazırlanan çocuk oyunlarına gidiyorlar. iki başarısız sinema denemesi ertesi tiyatrodan da sıkılacağından çok korkmuştum. ama korktuğum gibi olmadı. çok severek ve hatta tüm diyaloglara katılarak seyrettiğini söylüyorlar. bunun elbette salonun hıncahınc yaşıtlarıya dolu olmasıyla da ilgisi var diye düşünüyorum:). ama sonuçta tiyatro seyretmeyi öğreniyor. sanırım en önemlisi de bu.
geçen gün gizlice servisle salona gelişlerini izlemek için tiyatroya gittim. beni görmemesi için epey çaba harcayıp buz gibi bir havada tam yarım saat bekledikten sonra yuvaların servis araçları gelmeye başladı. kimisi kıkır kıkır gülerek, kimisi sürekli konuşarak, erkek çocuklarının nerdeyse tümü de birbirini ite kaka sıra sıra girdiler içeri bu minicik dünya güzeli varlıklar:)
ama iki olay beni çok üzdü. bir yuva çok küçük bir grup getirdi. henüz 2 yaşında bile olmadığını düşündüğüm minicik çocukları sürüklüyorlardı. kimisi yeni uykusundan uyanmış gibiydi. ( hiçbirinin üstünde dogru dürüst kaban bile yoktu, ki o gün korkunç bir rüzgar vardı. böyle birşeye izin verdikleri için o anda o anne babaya çok kızdım. onlar henüz bunları anlayacak yaşta değil ki. o saate belki daha uyuması veya oyuncakları ile oynaması gerekirken sabahın o ayazında ve yuvanın " bakın biz çok faaliyet yapıyoruz" imajına uygun olsun diye sürüklenmişlerdi:(
diğer olay ise tam şok ediciydi. 8-9 yuva minibüs şeklinde servis araçlarıyla geldiler. ama bir tanesi buna gerek duymamıştı. bildiğimiz 4-5 kişinin ancak sığdığı binek arabasından tam 8 çocuk ve iki öğretmen indi ! gözlerime inanamadım. o anda çocuklarımızı aslında hiç ama hiç tanımadığımız bu insanlara nasıl teslim ediyoruz diye kendi kendime söylenmeye başladım. bu nasıl bir sorumluluk anlayışıydı ki bu yuvanın gösterdiği ?? acaba veliler bunu biliyorlar mıydı ? eve dönerken neden bu yuvanın adını öğrenmediğime de çoook kızdım.
11 Mayıs 2008
bloglines.com...
bu siteyi herkese tavsiye ederim.
2.anneler günü hediyem...
artık benim miniğim uyurken de başucumda olacak. onu bana hediye ettiği için allahım sana hergün teşekkür ediyorum.
bu arada babamız da beni utandırdı bu defa:) can 'ı araya koyarak " babbbaa,, annem bundan istiyormuşş.":)) diye gönderdiğim birşeyi almış bana. seyahate çıktığı için cuma akşamı verdi. çok şaşırdım. genelde bu cümleleri pek dikkate almazdı:)
oğlumun aslında bir değil, tam 3 tanne annesi var :)
anneanne ve teyzemizin hakkı en az benim kadar .. hatta bücür bey için bu bulunmaz nimet. benden koparamadığı birşey için söylediği ilk cümle " o zaman bunu mimit teyze alır" ya da "ben de anneanneme gidelim o zaman"
iyi ki varsınız...
herkesin anneler gününü kutluyorum...



