10 Ekim 2007

bu ülkeden gitmek istiyorum :(

işte bu haber yüzünden, ya da bu , ya da bu, ya da bu..........

5 Ekim 2007

sobelerim..

her zamanki gibi sobelerim geç kalıyor. aslında bloglarımı okuyor, ama ben yazmaya fırsat bulamıyorum.

tatil arkadaşım :) nihan ( bkz ) beni iki konuda sobelemiş : mutlulugun resmi ve 187. sayfa.

önce mutluluğun resmi :









elbetteki oğlum. kesintisiz, sorgusuz, yegane resim. ( özellikle de bu resim:) bunu kendi başına cep telefonundan çekmişti ve henuz 16 aylıktı)

onun dışında daha önce de bahsettiğim gibi çok da pozitif bir insan değilim. çiçeği böceği seviyorum lay lay lom diye dolaşmıyorum, dolaşamıyorum. ama yine de sevdiğim bazı şeyleri yazayım :

kitap okumak
deniz
dondurma
gezmek ve yeni yerler keşfetmek
bloglar dünyası
ve çalışmak

çalışmayı çok seviyorum. tembel asla olamadım. hep aktif ve yoğun bir iş ortamı isterim. çünkü bilirim ki, işimde iyi olduğumdan dolayı rahatlıkla herseyi çekip çevirebilirim. ne ukalayım ama di mi :)



şimdi de şu ünlü 187. sayfa.. bu sayı nerden çıktı çok merak ettim. bileniniz var mı ?

aslında en son okudugum kitap bu :

ancak şu an kızkardeşimde oldugundan dolayı yazamadım. ben de ondan önce okudugum kitabın 187. sayfasından yazayım dedim. işte bundan :

"burada eşeklik eden taraf ben değilim, lincoln. annen normal bir kadın değil. aramızda kalsın ama bazen kendimi onun kocası değil, babası gibi hissediyorum. ona ben bakıyorum. ona iyi bakmak, onu mutlu etmek için elimden geleni yapıyorum, ama annenin öyle kabarık bir iştahi var ki. beni yiyip bitiriyor."

bu kitap gerçek bir hayat hikayesine dayanıyor. yazan da zaten ev erkeğinin ta kendisi. kadın çalışıyor, adam evde çocuk bakıyor. yani şu sevimsiz ev hayatını bir de erkeğin gözünden anlatıyor. çok eğlenerek okudum. aslında bu kitabı çok sevgili eşlerimize okutmalıyız da benimkisi tabii ki yanaşmadı, sonrasında kafasına kakarım bazı şeyleri diye :) tavsiye ederim.

27 Eylül 2007

dehşet içindeyim...

işte bu haber yüzünden :(((((((

26 Eylül 2007

şükretmek..

bir kaç gün önce alman zdf kanalında bir hastane belgeseli izledim. bu hastane çok özel durumdaki çocuklar içindi. dile getirmesi bile acı ama ölmek üzere olan çocuklar için.. hastaneyi kuran doktor da böyle bir çocuga sahip iken bu tarz bir yeri çok aramış, ancak bulamamış. bundan dolayı böyle bir yer kurmak istemiş. aslında burası hastaneden ziyade çocukların son günlerini en güzel şekilde ve aileleriyle birlikte geçirmelerini sağlayan bir spa tesisi gibi. aileleri ve çocuklar hemşireler eşliğinde havuza giriyorlar, bahcede oynuyorlar, ormanda yürüyüş yapıyorlar ve tedavi görüyorlar. hatta birçok çocuk umut edilenden çok daha fazla yaşıyor, yine de korkunç sondan kaçamıyor. herşey bu kaçınılmaz sonun tam olarak idrak edilebilmesi için ayarlanmış. mesela onlardan rahat rahat veda etmek için özel soğutulmuş bir oda var. her yer o çocukların resimleri ile dolu ve bu çocuklara yıldız çocukları diyorlar.

seyrettiklerimi yazdıkça bile gözlerim doluyor, ki o akşamki halimi düşünün artık. allahtan baba ve oğul uyumuşlardı da ben de şöyle salya sümük ağladım.
bunu şimdi neden mi anlattım...

birden aslında ne kadar şanslı olduğumu farkettim. ŞÜKRETMEM gerektiğini..
sağlıklı, akıllı ve dünyalar güzeli bir oğlum olduğu için ..
allaha, onu bana hiç beklemediğim bir anda gönderdiği için ..
evliliğime, bir çok probleme rağmen çocuguma yansıtmayacak kadar iyi bir diyalogumuz olduğu için ..
baştan çok da inanmasam da oğlumun ona deli gibi düşkün bir babası olduğu için ..
maddi anlamda çok fazla problem yaşamadığım için ..
ailem her daim arkamda olduğu için ...

aslında bu liste sonsuza uzar..

maalesef çok karamsar bir insanım. her zaman bardağın boş tarafını görürüm. aslında görürdüm demek istiyorum. bu bakış açısının geçmişte kalmasını gerektiğini farkediyorum. yani ŞÜKRETMEM gerektiğini...