24 Kasım 2008

ajdara :)

birlikte çizgi film seyrediyoruz. ama ben çok dikkatli bakmıyorum.

can : aa anne bak !

anne : ( şu sıralar inanılmaz bir dinazor hayranlığı olduğu için ) evet canım dinazor ..

can : hayır anne . o bir ajdara.

anne anlamıyor başta tabii.

anne : ne o ?

can : (kızıyor) of anne ajdara o. ataş çıkaran..

anne : aa evet haklısın. ben yanlış görmüşüm. ( cidden de filmdeki bir ejderha :) )

ben de inanılmaz derece ukalalık yapan ve annemi olur olmaz yerde düzelten bir çocuktum. annemi çok sinirlendirmişimdir :) sanırım tarih gerçekten tekerrürden ibaret :)

21 Kasım 2008

var mısın ? YOKUM !!!!

televizyon seyretmeyi oldum olası severim. benim için bir nevi beyin boşaltma işlemi gibidir. ama bazı programlar ya da diziler vardır ki hiç bir kere seyretmemişimdir. mesela "var mısın yok musun " adlı tuhaf yarışma. kurallarını bile halen bilmem. ya da bir dönem çok ünlü olan " hatırla sevgili" ye ya da şu an olay dizi olan " yaprak dökümü" ne hiç ilgi göstermedim. nedense bu tarz diziler bana hiç ilgi çekici gelmedi.

hatta " asi" dışında hiç bir türk dizisini izlemiyorum artık. tümünde konu aynı. zengin, müsrif insanlar, gereksiz bir şatafat, konular hep aynı. ya romanlardan çalma ya da yabancı dizilerden. ha bir de son dönemde çıkan birbirinin aynı gerçeklikdışı polisiyeler var.

bu tuhaflıkların arasında daha da tuhaf bir "yemekteyiz" programı çıktı başımıza. çok yazıldı çizildi. ama ben de yazmadan edemeyeceğim. maalesef seyretmeden duramadığım, ama seyrederken de insanların cahilliklerine, küstahlıklarına ve yalancılıklarına sinirrrr olduğum aptal bir program. ya nasıl insanlar bu kadar rahat ekran karşısına geçip yalan söyleyebiliyor ? hele bir de şu damak tadım da damak tadım diye tutturmuyorlar mı ?? hay sana da , damak tadına da diyesim geliyor her defasında. ama en çok neye illet oluyorum biliyor musunuz? bu kadar yokluğun yaşandığı, herkesin kriz kriz diye inlediği, çoğu insanın bir ekmek bulmak için bile ne kavgalar verdiği bu ülkede, yapılan yemekler resmen çöpe atılıyor. puan vermeme uğruna o yemekler yenmiyor ve resmen çöpe gidiyor.. bak yine sinirlendim şimdi :(

ya şu evlenme programlarına ne demeli ?? ama bunları hazırlayana değil de, oraya katılmaktan medet uman insanlara yuuhh demeli ! insanlar yıllar boyu birbirini tanımıyorken, hiç bilmediğin bir insanla nasıl evlenmeye kalkıyorsun ? allah akıl fikir versin der hep annem :) versin versin. cidden ihtiyacları var:)

peki ben ne seyrediyorum ? elbette tüm haber kanallarını ve tüm siyaset programlarını. dermişim :))) ama aksine haber seyretmemeye, gazete okumamaya çalışıyorum. belki bu durum 3 maymunu oynamak anlamına geliyor, ama okumak / duymak sonucu değiştirmeyeceği için hergünkü taciz/tecavüz/cinayet/rüşvet/politika haberleriyle içimin dışına çıkmasına gerek görmüyorum.

belki basmakalıp ama cnbce/e2 hastasıyım. ordaki dizileri kaçırmamaya çalışırım. hele ki "dexter" diye bir dizi var ki :)) farklı ve tuhaf bir polisiye izlemek isteyen herkese tavsiye ederim. 3. sezon bölümlerini 4 gözle bekliyorum :) aynı şekilde "chuck" ve " pushin daises" de oldukça eğlenceli bir ajan/ polisiye dizisiydi. yeni sezon henüz başlamadı. " heroes" zaten başı başına kült dizi artık. yakında onun da yeni sezon bölümleri başlayacak. ha bir de " csı" lar var tabii . ama şu sıralar hiç kaçırmadığım "gossip girl" var. ultra ultra zengin veletlerin nasıl bir hayat yaşadıklarına , küçük bir 3. dünya ülkesinin bütçesi kadar harcama yapmalarına, daha 18 bile olmamışken her türlü cinselliği, içkiyi, uyuşturucuyu tatmalarının aileleri tarafından bile normal karşılanmasına hayretle bakakalıyorum. hatta eminim ki dizidekiler gerçek hayattakilerden bile masum kalıyordur. "nip/tuck" ve "lost" da yeni sezonu sabırsızlıkla beklenen diziler..

peki ya sizler ? sizler neler seviyorsunuz ?

20 Kasım 2008

rahmi koç müzesi..



bu müze ziyaretini aslında haftalar önce yaptık. tembelliğime kurban gidince yine yazmak bugünlere kaldı:( ancak mutlaka yazılması gereken çok eğlenceli bir geziydi..
burası can için bir cenetti ! aslında sadece onun için değil, bizler için de çok eğlenceli geçti. orjinal uçaklar, trenler, arabalar, tankerler, sandallar,gemiler, vapurlar. herbirinin içine rahatlıkla girip her detayını inceleyebiliyorsunuz.

koç ailesinin ürettiği birçok markanın tüm makinalarına ait ( beko bulaşık makinası gibi ) şeffaf halleri sergileniyor. tümünü düğmelerle kendin çalıştırıp makinanın iç işleyişin nasıl olduğunu öğreniyorsun.
ayrıca şimdiye kadar gördüğüm en geniş ve ayrıntılı minyatürleri inceleyebiliyorsun. bazıları aşağıdaki resimdeki gibi sahne olarak düzenlenmiş:) bu minnacık objelerde hiçbirşey unutulmamış. bu tarz minyatürlere çok meraklı olan ben sırf bunlar için bile saatlerce orda bulunabilirim :)

dökülmüş süt bile unutulmamış :)


bahçede ise eski tarz dükkanların sergilendiği bir sokak bile var. eczacı, ayakkabı tamircisi, oyuncakçı gibi.. özellikle de oyuncakçıda eski tarz teneke veya ahşap oyuncakları görünce cidden duygulandım. can bey de tabii ki sonuncuda fena takıldı.
can : anne içeriye girebilir miyim ?
anne : olmaz kuşum. bunlar bebek ve vitrinde sergileniyor sadece.
can : e ben de vitrinde otururum o zaman :)


günde iki defa ayrıca minik nostaljik bir tren gezisi yapabiliyorsun. aynı eskiden olduğu gibi ve orjinal güzergahta...



gezinin sonunda ise can bey yorgunluğu minik bir oyun bahçesinde atlı karıncaya binerek attı:)


sabah 11 gibi başladık gezmeye ve tam 4 saat sonra pes ettik. üstelik görmemiz gereken bir binayı daha es geçmek durumunda kaldık. çok yorulduk ama çok da eğlendik. büyük küçük herkese tavsiye ediyorum :)

19 Kasım 2008

mundial sirki...




hiç gezmiyoruz diye nankörlük yapan can bey bu sefer de sirke gitti. aslında 2 sene önce de küçükçiftlikdeki sirke gitmiştik. ancak pek ilgi göstermemiş, hatta çok sıkılmış ve yarıda çıkmak durumunda kalmıştık. sirki seyretmek yerine lunaparkdaki aletlere binmişti:)

ancak bu defa artık 4 yaş olgunluğunda !! olduğunu varsayarak yeniden deneme yapalım dedik. özellikle de milka şenliğinin olduğu güne denk getirdik ama maalesef şenlikten pek birşey görmedik. ya da denk gelmedik., birkaç şişme oyuncak ve inek kostumünde dolaşan birkaç kişi haricinde bir hareket yoktu. hatta bir sürü para tuzağı tuhaf oyuncaklar vardı ki, başımın belası oldular.

40-45 dakikalık beklemeden sonra çadıra girdik. yerimiz çok güzeldi, hatta arkamızdaki sıralar boş olunca, sıkışmadan rahat rahat oturduk. oturdum demem lazım. çünkü can bey bir dakika bile oturmadı. sürekli zaten çok eğreti duran merdivenlerden inip mısır ve oyuncak satan adamın peşinden gitmeye çalıştı. mısır aldık, bu defa da şu ışık saçan tuhaf oyuncaklardan tutturdu. o zaman da benim damarım tuttu ve hayır dedim. o ağladı, bağırdı, ben kızdım, sinirlendim. neymiş bir sirk seyretmeye gitmişiz. aralarda az da olsa palyaçoları seyretti. oturduğu zamanlarda ise milkadan aldığı inek böğürtüsü gibi ses çıkaran aleti üfürüp durdu ve sürekli gürültü yaptı. en sonunda bende sabırtaşı kırıldı ve beyimizi ağıt figan arasında sürükleyerek çıkardım.

düşünüyorum, birçok anne baba gibi istediğini yapmasına izin mi versem daha mı iyi olacak ? çok mu sert davranıyorum ? kötü bir anne miyim ? yoksa ona çok mu fazla şey verdik ? bundan dolayı mı hiçbirşeye ilgi göstermiyor, değer vermiyor? onu çook mu şımartıyoruz ? fazla mı sevgi veriyoruz?

bu hafta beşiktaş cumartesi pazarını da ucuz iğrenç bir çin malı araba için ayağa kaldırıp ağlamaktan ve bağırmaktan helak olunca ( e ben de tabii ) bu sorular sürekli beynime üşüşüyor..cevabını bir türlü bulamadığım sorular :(