2 Temmuz 2009

yeşilköy röne park...




keloğlanımla beraber şu sıralar etrafımızdaki parkları denetliyoruz:) aslında
hedeflerim arasında adalar, moda, kadıköy falan vardı. ancak havalar
bu kadar sıcak olunca yolda fazla zaman geçirmeyeceğimiz mekanları
tercih etmek zorunda kaldım. ilk olarak pılımızı pırtımızı toplayıp
röneparka gittik. burası haftaiçi özellikle çocuklar ve kafa dinlemek
isteyenler için ideal. bol yeşillik içinde, koca koca ağaçlar altında ve mis gibi
bir deniz manzarası eşliğinde bir sürü çay bahçesi var. ayrıca minik bir de
hayvanat bahçesinde tavuskuşları, ördekler, tavşanlar da mevcut.

tatildeyiz diye derslerimizi de aksatmıyoruz. işte bizim favori tatil ders
kitaplarımız :



hem eğleniyor, hem öğreniyor..


bu güzel günun sonu da güzel oldu. sahile inip yeşilköy merkeze doğru
yürüyüp ünlü roma dondurmacısının köşesinden çıktık. yeşilköyden
dondurma yemeden de dönülmez ki:)

dip not : sahilde yürürken yine hiç hoş olmayan görüntüler gördüm.
elbette doğrucu davut olarak bunu da yazmalıyım. özellikle de
milyon dolarlar vererek ev alan insanlar nasıl da bu manzaraya
tahammül ediyorlar bilmiyorum. ama güzelim yeşilliğin içinde,
üstelik de kocaman bir yasak tabelasının altında mangal yapılıyordu.
elbette yine kocaman yasak tabelasının önünden denize giriliyordu.
neymiş : yasak olan herşey yapılmalı !! imiş.....

30 Haziran 2009

kurtlar kocayınca..

kuzuların maskarası olur der hep annem..

ne doğru değil mi :)

bir zamanların vazgecilmezi kasetlerim

olmuş can beyin elinde oyuncak:))


26 Haziran 2009

minik dev adam...


bir yabancı şarkıcının ölüm haberi üzerine oturup ağlayacağımı

söyleselerdi saçmalamayın derdim...

ama bugün çok üzüldüm..

sanki çok tanıdık biri gitti..

bizim devirden olan biri, bizlerle birlikte büyüyen biri..

sanki çok yaşlıyım artık..


ölüm bizim için de artık daha yakın gibi..

25 Haziran 2009

kötü bir anne örneği...

idim ben geçen hafta...

sebebi de bu saç !




can maalesef saç kestirmeyi pek sevmeyen bir çocuk. zaten 2 yaşına kadar
berber kavramını da bilmiyordu. çok güzel kıvır kıvır saçları vardı.
ancak saçlar gözlerinin içine girmeye başlayınca mecburen kestirmiştik.
bu ilk ziyaretinde çok uysaldı ve kesinlikle ağlamamıştı. ne olduysa
bundan sonra oldu. bir daha adamı ağıtsız figansız saç kestirmeye
götüremedik. her berbere gidişimiz olay oldu !
yine son 1 aydır onu ikna etmeye çalışıyordum, uzun saçlarından dolayı
ne çok terlediğini ve sürekli hasta olduğunu anlatmaya çalıştım. ama
olmadı. rüşvet teklif ettim, gezmeye götürdüm, yalvardım, buna rağmen
tam 4 kez kuaförün kapısından geri döndük. sonunda anneannemizin
aldığı yeni bisikletiyle biraz ikna olur gibi oldu ve anneanne ile birlikte
şu ünlü oyuncak mağazasının içindeki çocuk kuaförüne gittiler.
dayanamayıp aradım ve güzel haberi aldım. kesinlikle kestirmiyormuş.
atladım gittim. "sakin olun!!" diyen tüm çocuk gelişim kitaplarını o an için
unuttum. adamı tıpkı bir koyun gibi kucağıma aldım.
etrafımdaki "mükemmel" annelerin bakışları altında kollarını tutup avazı
çıktığı kadar bağırmasına aldırmadan saçlarını makineyle kestirdim.
mağaza inledi! sümükler salyalar aktı. sinirden kendimi o kadar çok
kasmışım ki sol tarafım resmen uyuştu. bu hal yetmiyormuş gibi bir
de o "mükemmel" annelerin yorumlarını dinledim.


oğluma not :
evet oğlum , ben mükemmel bir anne değilim, zaman zaman sinirime
hakim olamıyorum. ama sen de bu annelik iyi niyetini son noktasına
kadar kullanıyorsun. kitaplar "hep iyi örnek olun" diye yazıyor.
özür diliyorum ben sana olamayacağım sanırım...