29 Ocak 2009

yurdumun park manzarası...

hizmeti yapmadan hizmet tabelasıı koyan sadece benim yurdumun insanıdır:)

3-4 sene önce arka sokoğamıza güzel bir park yapıldı. ancak bakımı yapılmadığı için 6-7 ay içinde pis bir parka dönüştü. banklar kayboldu ( bu da sanırım yurduma özgü bir durum), oyun aletleri kırıldı veya yamuldu. çimenler kurudu... maalesef bakırköydeki tüm parkların kaderidir bu ... sanırım istanbulda bakırköy kadar zengin bir belediye yoktur ama hizmet sıfırdır. ne parka bakar, ne yolları düzeltir. ne yeni bir kültür merkezi falan yapar. bu vergiler nereye gider anlamam. allahtan seçimler yaklaştı da biraz kıprdadı. o da büyükşehir belediyesi ile kapışmak adına. çünkü büyükşehir büyük parklara el attı ve süper bakımlı mis gibi yerler yaptı. haklı olarak da yaptığına dair koca koca tabelalar astı. bu sayede bizim park da yeniden düzenlenecek sanırım. sanırım diyorum, görüldüğü üzere ortada olmayan aletler için sadece tabela asılmış :)) hatta ben ilk gördüğümde o kaucuk taban da daha yapılmamıştı. belki 5-6 ay sonra da fitness aletleri gelir, ki bunlar da ayrı bir konu. bana göre o aletler benim yurdumun insanına çok fazla. gercekten yazık oluyor ve bizim vergilerimizi sürekli kırılan dökülen, çocuk oyuncağı hale gelen bu aletlere yatırıyorlar. hatta bunları insanların asla yürüyerek bile ulaşamayacakları noktalara koyuyorlar !

işte bu bizim hizmet tabelamız...


çok bakımlı parkımız...


ve yazının en güzel manzarası :))

28 Ocak 2009

bunları unutmuşum :)

sevgili tabiat ana nın şu yazısını okuyunca can beyin birkaç incisi aklıma geldi. yazayım dedim :)

şu hacivat karagöz gösterisinden birkaç hafta sonra yuvasıyla birlikte de bu tarz bir gösteriye gittiklerinden bir dönem çok etkilenmişti. anneannesinin yaptığı bir örtü üzerinde, gazetede ya da dergide hemen dikkatını çekiyordu ve bana gösteriyordu. bir gün evde radyo dinlerken hacivat karagöz seslendirmesine denk geldi. hemen kulak kabarttı.

can : aaa anne bak acivat ile aragöz...

anne : evet annecigim dinle bakalım..

bir süre dinler ama birşeylerin kafasını kurcaladığı belli : ama anne onlar o küçük kutunun içine nasıl girdi ?!:))))

anne kopar....

--------------------------------------------------------------------

kış başından bu yana stres ile tedavi amaçlı örgü örüyorum. ama öyle böyle değil. hem artık yünleri değerlendirmek hem de sadece dümdüz örmek için koca bir battaniye yapıyorum. en sonunda bitti ve son rotüşler için kalın bir tığ ile çerçeve yapıyorum. işte o sırada telefon çaldı. ben de yerimden kalktım. döndüğümde tığ yok.

anne : can oğlum ne yaptın tığı...
can : ben bisey yapmadım anne.( cok ciddi ve masum görünür)
anne sormaya devam eder, ama bu arada kendinden de emin olamadığı aramaya devam eder. çocuk çünkü çook ciddidir. her yeri altüst eder. ama bulamaz.
anne : can bak kızacağım ama nereye koydun şunu..
can : anne ben görmedim bile !!
anne 15 dakikanın sonunda pes eder. örgüyü kaldırır. akşam olur . tekrar dener.
anne : canom. bak şunu biryerlere attıysan. söyle çıkaralım.
can hala aynı ciddiyetle : valla ben atmadım anne..
anne : bak söylersen sana bir süprizim var.

işte o anda heyecanla kalkar ve anlatmaya başlar.

can : anne ya ben şuraya attım.şunun arkasına düştü. ben de baktım baktım ama çıkarmak imkansızdı. o yüzden birşey yapamadım. yani o yüzden anne....... diyerek uzatır da uzatır..

şimdi bu anne bu çocuğa ne yapmalıdır, ne demelidir, sizce doğru mu yapmıştır?:)

------------------------------------------------------------

bugün gazetesinin cumartesi günü verdiği çıkarmalı dergiye bayılıyor. her reklamında çıkıp gidip alalım diyor. çünkü gazetenin isminden dolayı o derginin her gün çıktığını düşünüyor:)

can: anne bak bugün varmış bu gazteden alalım.
anne : oğlum o gazetenin adın. 2 gün sonra alacağız.
can : ama anne. bak sana tavsiye ediyorum. mutlaka almalısın.

----------------------------------------------------------

can burnunu karıştırır.

anne : cano yapma. bak orda kağıt mendil var. onu kullan lütfen.
can : olmaş anne. ben yaramaz çucugum. ben yaparım.

can yemeğini elle yer.

anne : oğlum çatal var orda. neden elinle yiyorsun ?
can : e ben yaramazım ya ondan.

can babası ile kudurur ama bu arada adama da okkalı bir kac tane vurur.

anne feci kızar: oğlum şu vurma işini hiç sevmiyoruz....
can : ama anne. yaramaz çocuklar bunu yapar. ben de yaramaz çucuğum..

sürekli bu cümleleri duyan anne küfreder ( tabii içinden ) ve bu yaramaz çocuk imajı nerden oluştu anlamaya çalışır.

27 Ocak 2009

can sıkıntısından...

2 haftadan bu yana yine hastasıyız. sıra bozulmadı. önce can taşıdı. ateşlendi. günlerce öküsürük ve burun akıntısı sürdü. sonra da ben.. düzeldiğini düşündüğüm zaman onu 1-2 gün yuvasına gönderdim. ancak öksürük yeniden başlayınca bu ay bir 15 gün ara verelim dedik.
böyle zamanlarda can bana adeta yapışıyor. yanımdan bir saniye ayrılmıyor. her anı onunla geçirmemi, onunla sürekli oynamamı istiyor. kendi başına hiçbirşey yapmıyor. oturduğum an kucağıma yapışıp sürekli öpüyor. bu belki de şikayet edilmemesi gereken bir durum. ama zaman zaman cidden çoook daralıyorum. gerçi bu durumun da beni sinir etmek için mi yoksa ciddi boyutta aşırı düşkünlükten dolayı mı yapıyor. onu henüz anlayamıyorum. istiyorum ki , kendi başına oynasın, kendi hayal dünyasını kursun, ki bir kaç ay öncesine kadar odasına gider saatlerce çıkmazdı. şu sıralar bunu yapmadığı gibi ya yanımdan ayrılmıyor, ya da tv karşsından kalkmıyor :( bu tembelliği nasıl kıracağım bilmiyorum.
böyle bunaldığım bir günde birlikte kurabiye yaparak zaman geçirelim dedim. ikimiz de en azından keyif alırız. gerçi mutfak/yemek konusunda ben çok beceriksizimdir ve mutfakta zaman geçirmekten de hoşlanmam. bu yüzdendir ki yemek bloglarını okumaya bayılırım. en azından okuyarak doyarım :)) yemeklerim gerçi kötü değildir, ama öyle çok uğraştırıcı yemekler yapmam. daha çok pratik ve sağlıklı şeyler yapmaya çalışırım. hamur işlerinden de özellikle uzak dururum. arada bir yaptığım bir kek ya da pratik bir börek haricinde kurabiye falan pek yapılmaz. bundan dolayı önce internette basit bir tarif aradım. gerçi tarif de çok doğru değilmiş. pek istediğim gibi olmadı ama en azından iki renk hamur yaptım ve onunla oynamak zevkini tattı beyimiz:)
tarifimiz :
önce güzelce hamur ezilir
sonra farklı şekiller denenir

farklı farklı kalıplar kullanılır
sonra tepsiye dizilir

son bir zafer gülüşü :)



ve nihayet fırından çıkarılır
ve afiyetle sütle yenilir
e artık bizim de bir kurabiye kavanozumuz var :)

26 Ocak 2009

pierre loti..

istanbula yerleştiğimden bu yana (ki 22 sene oldu) içini ve çevresini çok gezmişimdir. hatta ilk geldiğim senelerde herhangi bir otobüse biner, son durağa kadar gider ve geri dönerdim. bu sayede çok kısa sürede belki istanbulluyum diyen adamdan çok daha fazla yer öğrendim. mesela o dönemde öğrenci evimin ev sahibesinin torunu ile aramızda 1 yaş vardı. evim okula yakın olması açısından beyazıt'taydı ve daha geldiğimin 2 ayında beyazıttan aşağıya inerek eminönüne, ordan da taksime çıkmayı öğrenmişken, o hayatı boyunca taksim'e bile gitmemişti. benimle birlikte istanbulu öğrendi :)

ancak tuhaftır ki bazı burnumun dibi güzel yerleri bir türlü fırsat bulup gezememişimdir. bunlardan biri pierre lotiydi. düne kadar :) aslında cumartesi gibi güzel bir hava olacağını düşünerek kendimizi ufak çaplı bir pikniğe hazırlamıştık. emirgan taraflarına ya da belgrada ormanlarına doğru.. ama sabahki yağmur tüm planları altüst etti:( ne yapalım diye düşünürken aklımıza pierre loti geldi. gerçekten de nefis bir manzarası varmış ve bu kötü havaya rağmen de kalabalıktı. yazın orayı düşünemiyorum. ama böyle ara havalar için ideal bir yer.. haliç manzarası karşısında çay içmek için :)



bunlar da can bey manzaraları :)